Erbakan, Nuh Gönültaş’ı yalanladı

Aralık 31, 2008

Konya’da uçuş eğitimi alan İsrail pilotlarının, Necmettin Erbakan’ın imzaladığı bir anlaşmayla bu hakkı kazandığı iddialarına, Erbakan’dan yalanlama geldi.

 

Bugün gazete
Erbakan, Nuh Gönültaş'ı yalanladı
si yazarı Nuh Gönültaş’ın “Gazze’yi bombalayan İsrail uçakları Konya’da eğitiliyor!” başlıklı yazısında verdiği bilgilere Saadet Partisi’nden itiraz geldi.
 
Gönültaş bugünkü köşesinde, İsrail savaş uçaklarının Konya’da eğitimine imkan veren anlaşmayı Necmettin Erbakan’ın imzaladığını belirterek şu satırlara yer verdi;İsrail denilen ülke ufacık bir yer. Savaş uçaklarının eğitimine müsait değil. Uçak havalandıktan birkaç dakika sonra başka ülke topraklarına giriyor. Onlar da Türkiye ile anlaşıyorlar.

 
Saadet Partisi’nden Prof. Dr. Necmettin Erbakan vekili Avukat Gürkan imzasıyla yapılan yazılı açıklamadı, verilen bilgilerin yanlış olduğu vurgulandı. Açıklamada, İsrail’le yapılan anlaşmanın Refahyol diye adlandırılan 54’üncü hükümetten önce Çevik Bir tarafından yapıldığı dile getirildi.
 
Erbakan adına yapılan açıklama şöyle:
 
“Nuh Gönültaş 30.12.2008 tarihli, “Gazze’yi bombalayan uçaklar Konya’da eğitiliyor” başlıklı yazısında Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı hedef alan, ancak tarihi gerçeklerle hiçbir alakası olmayan ifadelere yer vermiştir.
 
Bu konudaki tarihi gerçekler şu şekildedir.
 
1-       Türkiye ile İsrail arasında “Askeri Eğitim İşbirliği anlaşması” 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanmıştır.
 
2-       Bu anlaşma Genel Kurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında imzalanmıştır.
 
3-       Sayın Erbakan’ın Başbakanlığında kurulan 54. hükümet ise bu anlaşmadan üç ay sonra; 28 Haziran 1996 tarihinde iktidara gelmiştir.
 
4-       Sözkonusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu “eğitim uçuşu yapmak üzere” F-16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde, yani Refahyol Hükümeti’nin kurulmasından yaklaşık iki ay önce Türkiye’ye gelmiştir.
 
5-       Bu tarihi belgelerde de açıkça görüldüğü gibi sözkonusu anlaşmaların Sayın Erbakan’ın başbakanlığında kurulan 54. Hükümet ile hiçbir alakası yoktur.
 
Tarihler ve belgeler bu kadar net bir şekilde ortada iken, söz konusu anlaşmanın “Erbakan Döneminde” imzalandığını söylemek, Refahyol Hükümeti’in efsane hizmetlerini gölge düşürme çabasından başka bir şey olamaz.
 
Gerçeğin bu bilgiler doğrultusunda düzeltilmesini, aksi takdirde hukuki yollara başvurulacağını bildiririm.”

 

Konya’daki üstte her zaman İsrail uçakları var. Bu anlaşmayı Necmettin Erbakan başbakan olarak imzalamış ama bu anlaşma asıl 28 Şubat’ın Türkiye’ye kazığıdır.

Türkiye’nin hem böyle anlaşmalar yapıp hem de İsrail’in Filistinlilere yaptıklarına karşı olması sizce ne ifade eder?

Efendim?”

AK Parti’nin Ankara adayı Melih Gökçek

Aralık 31, 2008

AK Parti, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda kararını verdi. Açıklamayı, yarın Erdoğan kendisi yapacak. Karara giden yolun perde arkası şöyle:

AK Parti'nin Ankara adayı Melih Gökçek

 

AK Parti, 29 Mart yerel seçimlerinin en önemli konusu haline gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda nihai kararını verdi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusu, gündemde başka konular olmasına rağmen, Merkez Yürütme Kurulu’nda önceki gün yapılan görüşmelerinin temelini oluşturdu. Bir süreden beri kamuoyunda gündeme getirilen Ankara için adı geçen Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ismi üzerinde durulmadı. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in adı ise “medyada konuşuluyor” tarzında bir yaklaşımla konuşuludu.

TİRYAKİ, AK PARTİ’Yİ TAŞIYAMAZ

Aday adaylığı için adı geçen ve “Ben varım” diyen Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok ile Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki isimleri gündeme geldi. Veysel Tiryaki isminin Ankara için sürükleyici bir isim olmayacağı ve partiyi taşıyamayacağı fikri ağırlık kazandı.

AK Parti MYK’sında iki isim üzerinde durulduğu öğrenildi. Turgut Altınok ve Melih Gökçek. Daha önce Melih Gökçek aleyhinde görüş bildiren MYK üyelerinden önemli bir kısmı, son toplantıda şerhlerini geri çekti. Daha önce, “Artık Melih Gökçek olmasın” diyen MYK üyelerinin “Artık bu saatten sonra Gökçek’in aday olması şart oldu” şeklinde görüş bildirdiler.

GÖKÇEK ARABANIN DİREKSİYONUNA GEÇTİ

Yurt dışı ziyaretine çıkışı öncesinde Esenboğa Havaalanı’nda Başbakan Erdoğan ile görüşen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, görüşmeden içi rahatlamış olarak çıktı.

Cep telefonunu Özel Kalemi’ne yönlendiren Melih Gökçek, habercilerden uzak kalmayı başardı. Melih Gökçek, uğurlamadan sonra makam aracının direksiyonuna kendisi geçti ve kente döndü.

AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adayı yarın saat 11.00’de AK Parti Genel Merkezi’nde açıklanacak. Açıklanacak isim de büyük bir ihtimalle Melih Gökçek olacak.

 

Özür Dilemiyorum

Aralık 27, 2008


http://www.ozurdilemiyorum.net

Özür Bekliyorum

Aralık 27, 2008


http://www.ozurbekliyorum.com/

Ermenilerin ASALA adına özür dilemesine karşı çıktım

Aralık 27, 2008

Sinan Kuneralp’in 1915’teki tehcir felaketi için Ermenilerden özür dileme metnine neden imza atmadığını anlatan mektubunun ardından, bir mektup da Emin Mahir Balcıoğlu’ndan geldi.Balcıoğlu, İspanya’nın başkenti Madrid’de 1978 yılında ASALA saldırısında hayatını kaybeden diplomat Beşir Balcıoğlu’nun oğlu.

 

Balcıoğlu, Ermeni dostlarının ASALA tarafından öldürülen diplomatlar için Türklerden özür dileme girişimini, bunun kendilerini ASALA ile özdeşleştirmek anlamına geleceği için engellediğini söylüyor. İşte, Emin Mahir Balcıoğlu’nun, ’Ermeni sorununun bir insanlık sorunu olduğunu” anlatan mektubu:

“İLK bakışta özür dilemek çok asil bir davranış biçimi olarak algılanır. Özür dileyen özrün muhatabı karşısında alçak gönüllü bir konuma geçer. Dolayısıyla bir grup aydınımızın Ermeni meselesi ile ilgili özür dilemek kampanyasını okuyunca insan ilk bakışta ’Ne hoş bir davranış, kutlanmalı’ diye düşünebilir. Ama özür dilemek eylemine biraz daha yakından bakıldığında farklı sonuçlar elde edilmesi kaçınılmazdır.

Özür dilemek eylemine birkaç açıdan bakabiliriz. İlk olarak, ’Neden özür dilenir’ diye basit bir soruyla başlanabilir. Birinci neden, karşınızdakine kasıtlı olarak zarar veren bir harekette bulunursanız ve de bu yüzden pişman olursanız kendinizi bu pişmanlığın ruhsal ağırlığından kurtarmak için topu muhatabınıza atarsınız.

Karşı taraf ister kabul eder ister etmez, artık olay sizi ilgilendirmez. İşte onun içindir ki, birçok insan ilişkisinde, örneğin aşkta, özür dilemenin hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Verilen hasar onarılamaz, ancak özür dilemek yıpranan ilişkiyi onarmak ya da uzlaşmak çabasının başlangıcı olabilir.

Özür dilemenin diğer bir gerekçesi ise kasıt olmadan karşı tarafa verilen zararla ilgilidir ve uygar yaşamın vazgeçilmez bir davranış biçimidir. Örneğin sokakta yürürken karşı yönden gelen birisine istemeyerek çarparsınız ve özür dilersiniz. Amacınız verilen zararı telafi etmektir. Ama her koşulda özür dilemek, karşılık beklemek üzerine yapılan bir eylemdir. Karşıdan gelen ve çarptığınız kişi sizin kadar iyi niyetli ise verilen hasarı yok sayar, hatta özrün gerekmediğini söyler.

Ermeni olmak başka ASALA üyeliği başka

Bu basit tanımlamaları konumuza bağlamak gerekirse ilk olarak bazı sorulara yanıt vermekte yarar vardır. Öncelikle kimin adına özür dileniyor? Bu konuda çarpıcı bir örnek vermek isterim. Bundan birkaç yıl önce bir grup iyi niyetli Ermeni bana şunu sormuşlardı: ’Acaba eşleri, babaları ASALA tarafından öldürülen Türk diplomatların yakınlarına gitsek özür dilesek olumlu bir jest olur mu?’ Yanıtım çok kesindi,’Asla böyle bir şey yapmayın’ demiştim. Bu kesin yanıtımı önemli bulduğum iki noktaya bağlamıştım. Birincisi, bu iyi niyetli Ermenilerin ASALA mensupları gibi insanlığını yitirmiş kişilerle kendilerini özdeşleştirmemeleri gerektiğiydi. ’Ermeni olmak bir şey, ASALA mensubu olmak başka bir şey, onların adına özür dilerseniz onlarla bir olursunuz sorumluluklarını paylaşır duruma gelirsiniz’ demiştim. Bu aslında birçok savaşım, dava için geçerlidir.

Üstünde durduğum diğer nokta ise ’Böyle bir eyleme girişirseniz karşılık alamazsınız’ düşüncesi idi. Evet, ’Karşılıksız özür, havada kalan bir eylem olur’ demiştim. İki insan topluluğunun birbirine yaklaşmasına ve birbirinin acısına empati kurmak konusunda ciddi bir katkı sağlayamazdı. Oysa burada gerekli olan empatidir, özür dilemek, günah çıkartmak değil, zor olan empati kurmaktır. Empati kurmak için konulara vakıf olmak gerekir, çok çalışmak gerekir, ev ödevi yapmak gerekir ve de her şeyden önce, yürekli olmak gerekir.

Milliyetçi tavra tepkiyle özür dilemek doğru değil

Oysa bazı aydınlarımıza son yıllarda musallat olan eğilim -ve de biraz da sanırım küreselliğin getirdiği rehavet olacak- sorunlara çok kolaycı yaklaşmaktır. Son yıllarda bunun çok örneğine rastlamak mümkün olmuştur, özellikle 12 Eylül’den sonraki dönemde. Var olan ideolojik ve siyasi kutupların yıkılmasıyla oluşan siyasi boşlukta, bazı aydınlarımız yön bulmakta zorlanmış, dünyada ve ülkemizdeki hızlı gelişen değişimlere ayak uyduramamışlardır. Bu durumun sonucunda ülkemiz için yaşamsal olan birçok sorun için özgül çözümler üretemedikleri için, bu çözüm önerilerini başka mecralardan ithal etmek durumunda kalmışlardır. Her ne kadar bu yaklaşımlar iyi niyetle yapılmış olsalar da, sonuçta toplumumuz için çok büyük zararların söz konusu olabileceği açıktır.

Ermeni meselesine de böyle yaklaşıldı, konuyu hiç mi hiç incelemeden ve de birtakım aşırı bağnaz ve saçma milliyetçi tavırlara tepki olarak başkalarının tarihsel yorumlarını sorgulamadan benimseyerek, ’Suçumuzu kabul edelim, özür dileyelim, bu işten vicdanen kurtulalım’ demek suretiyle.

Halbuki mesele o kadar karmaşık ki; nüanslarıyla açıktan ya da yer altından hareket eden çok farklı oyuncularıyla, biraz anlamaya çalışsak? Aydınlarımız; bu konuda kaç objektif (başka bir deyişle, iki tarafın da fanatik milliyetçisinin yazdıkları değil) yayın, arşiv belgesi okudunuz? Hiçbir aşırı kinli Ermeni ile oturup konuştunuz mu, ruh halini anlamaya çalıştınız mı, onunla bile empati kurmaya çalıştınız mı? Ya da ruhuna işlenmiş o korkunç nefret duygusunu kavramaya çalıştınız mı ve de sonunda ona acımak durumunda kaldınız mı, öyle bir ruh halinde yaşamanın ne kadar korkunç bir yük altında olmak olduğunu kavradınız mı? Belki de en önemlisi size böyle nefret aşılanmadığından ne kadar şanslı olduğunuzu anlayıp annelerinize babalarınıza şükrettiniz mi?

Ermeni sorunu, bir insanlık sorunudur

EVET sorun aslında bir insanlık sorunudur. Her ne kadar olaya siyasi ve ideolojik yüklemeler getirilirse getirilsin, doksan üç yıl önceki olaylardan bugün siyasi rant elde etmeye çabalansa da bu aslında bir insanlık meselesidir ve de rakamlarla ölçülemez. O işlere başlanırsa ve de biraz ev ödevi yapılırsa çok farklı sonuçlar çıkabilir, ama işin o kısmı aydınlarımızın ilgi alanı dışındadır. Dağılan imparatorluğun çöküntüsü altında kaç etnik Türk’ün öldüğü ya da ASALA’nın 30 yıl boyunca katlettikleri diplomatlarımız gibi. İşin en acıklı ve zavallı kısmı, böyle bir karşı tezi savunmaya kalkın, hemen aşırı milliyetçi, ilkel, faşist gibi tanımlarla karşı karşıya gelebilirsiniz. Oysa bunların hiçbiri değilsiniz, herkesin acısını insana yakışır bir biçimde paylaşmak, hissetmek istiyorsunuz ama bunu sağlam bir eşitlik ve nesnellik çerçevesinde yapmak istiyorsunuz, her türlü manipülasyonun etkisinden arındırılmış bir biçimde…

Son olarak belki de ’aydın’ sözcüğüne eğilmek gerekir, ki bu birçok açıdan çok kutsal bir sözcüktür, aydınlanma çağını, bilgiyi bilimselliği, yüksek ahlák değerlerini çağrıştırdığı için, Antonio Gramsci’nin aydınların toplum içindeki yüce görevlerinin ve sorumluluklarının tanımlarını akıllara getirdiği için. Kendini böyle tanımlayan kişilerin biraz daha içerikli olmaları gerekir, bu iş bu kadar ’hafif’ olmamalı yoksa ’münevver’ gibi uzun yıllardır unutulan sözcüklere mi dönmek durumunda kalacağız?” (Birçok sevdiğim, saydığım kişinin imzasını görünce sübjektif bir tavırla acaba ’sözüm meclisten dışarı’ mı demeli diye düşünmedim değil ama yine de bu yorumları aydın olarak kendi konumlarımızı sorgulamamız için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım.)

E. MAHİR BALCIOĞLU

Ermenilerle uzun süre çalıştı

EMİN Mahir Balcıoğlu, Mimarlık öğrenimini 1975 yılında İtalya’ da tamamladıktan sonra Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde asistan olarak görev yaptı. ODTÜ’de on yıl boyunca öğretim üyesi olarak çalışan Balcıoğlu, daha sonra yurt dışında ve Türkiye’de birçok kültür ve eğitim kurumunun kuruluşunu ve işletmesini üstlendi. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi kurucu müdürlüğünü yapan Balcıoğlu, iki yıla yakın süre Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu çalışmalarına da katıldı.

Dağdaki teröristin ismi seçmen kütüklerinde

Aralık 17, 2008

Oktay Vural, DTP’li vekilin eşi ‘Puro’ kod adlı terörist Salman Kurtulan’ın seçmen kütüğüne kaydedildiğini savundu. Vural, hükümete “Dağdaki teröristi nasıl seçmen olarak yazdınız. Bu, kimi seçecek” diye sordu

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, 29 Martta yapılacak yerel seçimler öncesinde seçmen kütüklerine dağdaki teröristlerin de isimlerinin yazıldığını savundu. Vural, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, seçmen kütüklerinin yazımında büyük yanlışlıkların yapıldığına işaret etti ve bu kütüklerin yeniden yazılması gerektiğini bildirdi. “Dağdaki PKK’lıların nasıl ve kim tarafından seçmen yazıldığını” soran Oktay Vural, geçen yıl Türk askerlerinin PKK’lı teröristlerce kaçırıldığını anımsatarak şöyle devam etti:

Boya tekrar uygulanmalı

“Bölücüler dağda sözde devir teslim töreni yaparken bugün DTP’li Milletvekili olan Fatma Kurtulan’ın eşi ‘Püro’ kod adlı Salman Kurtulan’ın da dağda yer aldığına ilişkin haberler basında yer almıştı. Bu adam dağda, bu adam terörist, bu adam Irak’ın Kuzeyinde ve sözde PKK bayrakları altında cirit atıyor. Cirit atan Salman Kurtulan, TÜİK’in yaptığı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi esasında sayıma giriyor ve üstüne üstlük seçmen oluyor. Şu an dağda olan Salman Kurtulan Adana ili Seyhan ilçesi Söğütlü Mahallesi 141. Sokak kapı numarası 2/2 daire numarası 1’de seçmen olarak yazılmıştır. Şimdi soruyorum: Ey sayın bakanlar bu adama nerede ulaştınız Irak’ın Kuzeyine giderek sayım mı yaptınız? Bu adamı nasıl seçmen olarak yazdınız? Bu adam kimi seçecek?”

Seçmen kütükleriyle ilgili sakıncaların ortadan kaldırılmasını isteyen Vural, yeni bir yazım gününün belirlenmesini ve boya esasının tekrar getirilmesi gerektiğini söyledi. Vural, “Hükümeti ve YSK’yı uyarıyorum: Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi ile 5 milyon seçmen çeşitli adreslere ışınlanmıştır. Böylesine sağlıksız bir seçmen veri tabanına dayalı bir kütük oluşturulması doğru değildir” dedi. Gazetecilerin, “İsim benzerliği olabilir mi” sorusuna Vural, “Dört tane Salman Kurtulan var. ‘Doğrudan gelir desteği alıp almadığına ilişkin Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine kayıtlı Salman Kurtulan’ ile ilgili soru sormuştum. Özellikle Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ve Ziraat Bankasına sormuştum. Bana bu Salman Kurtulan’ın o Salman Kurtulan olmadığını ifade ettiler. Ey hükümet, bu Salman Kurtulan dağdaki terörist midir değil midir?” yanıtını verdi.

Özür kampanyasına tepki

Vural, bazı sözde aydınların 1915 olaylarına ilişkin “Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatması”na ilişkin de şunları kaydetti: “Bu milletin alnında kara leke yok. Asıl özür dilemesi gerekenler Irak’ta 1.5 milyon insanı öldürerek pabuç arkasını görenlerdir. Bu konuda Hükümetten açıklama bekliyoruz. Emekli büyükelçilerin tepki göstermesi yerine asıl Dışişleri Bakanlığının tepki göstermesi gerekirdi. Dışişleri Bakanı, şehit edilen diplomatlarımızın ruhunu ve mücadelelerini incitmiştir.”

Adres belediye lojmanı çıktı

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın, hakkında 1999 yılında ‘’terör örgütü PKK üyesi olmak, örgüt adına silahlı faaliyetlerde bulunmak’’ suçlamasıyla dava açılarak ‘’yakalama’’ emri çıkartılan DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın eşi Salman Kurtulan’ın 29 Martta yapılacak yerel seçimler öncesinde seçmen kütüklerine yazıldığını öne sürmesi üzerine Adana’nın Seyhan İlçesi’ne bağlı Küçükdikili beldesinde inceleme yapıldı. Yapılan incelemede, Kurtulan’ın seçmen kütüğüne kayıtlı olduğu ileri sürülen, ‘’Adana ili Seyhan ilçesi Küçükdikili beldesi Söğütlü Mahallesi 141. Sokak kapı numarası 2/2’’ adreste, Küçükdikili Belde Belediyesi lojmanı olduğu tespit edildi.

Dtp lilerde anlamalı

Aralık 17, 2008

Böyle bir tahminde bulunmamın ‘reel’ bir sebebi var…

Irak’ın kuzeyindeki Kürt Bölgesi Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, “Artık Kürtler birbirini vurmaz” demiş, Türkiye’den gelerek kendisini ziyaret eden DTP’li milletvekillerine…

Keşke Kürt kanı konusundaki hassasiyetini bundan böyle Türk kanı dökülmemesi konusunda da gösterseydi Barzani… Öyle davransaydı, hem ziyaretçilerine bundan sonraki ‘reel durum’ ile ilgili gerçekçi bir bilgi aktarımında bulunmuş, hem de bölgede anlamsız kan dökülmesini engellemiş olurdu.

Onun yapmadığını burada ben yapayım: Dünyanın reel gerçekleri ve Irak’a dönük yeni global politikalar, Türkiye’ye yönelik PKK terörünün bitmesini getirecektir. Önümüzdeki dönem, etnik kökenli terörün bu bölgede etkisini yitirdiğine ve teröre saplanan örgütlerin tasfiyesine sahne olacak…

Bunu en iyi bilebilecek durumda iki politikacından biridir Mesut Barzani; şu sıralarda Irak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Celal Talabani’yle birlikte… DTP’liler nakletmemiş olsalar da, Barzani, ziyaretçilerine, büyük ihtimalle, “Bundan böyle PKK bizden kendisine arka çıkmamızı beklemesin” uyarısında da bulunmuştur.

Böyle bir tahminde bulunmamın ‘reel’ bir sebebi var…

Askerlerini üç yıl içerisinde Irak’tan çekeceğini açıkladı Washington; Barack Obama henüz Beyaz Saray’a taşınmadan hem de… Çekilme iki ülke (ABD ile Irak) arasında imzalanan bir anlaşmaya bağlandı ve anlaşma, hem merkezî Irak yönetimine hem de onun federe unsurlarına (dolayısıyla kuzeydeki Kürt Bölgesi yönetimine) ciddi sorumluluklar yüklüyor…

PKK’yı topraklarında barındırmamak o yükümlülüklerden yalnızca biri…

Anlaşma, Irak topraklarının bölünmez bütünlüğünü pekiştirecek pek çok madde içeriyor. Merkezî yönetimin geniş yetkilerle mücehhez hale getirilmesi ve silâhlı kuvvetlerin ülkenin bütününde görevlendirilmesi vurgusu özellikle dikkat çekiyor. Her türlü silâh ve teçhizata kavuşturulan genellikle Arap subayların komuta ettiği ortak ordu, Irak topraklarının başka ülkelere ‘saldırı’ anlamı taşıyan eylemler için kullanılamamasının da garantisi yapılıyor bu anlaşmayla (m. 27)…

ABD ile kuzeydeki Kürt Yönetimi arasında savaştan önce kurulmuş ve işgalin hemen arkasından pekiştirilmiş ittifakı geçersiz kılan bir anlaşma bu. Kürtlerin beklentisi, askerlerini Irak’tan çekse bile ABD’nin büyük bir üssü kuzeyde bırakacağıydı; oysa son Amerikan askeri ülkeyi terk ederken kuzeyde büyük bir üs olmayacak anlaşmaya göre… Washington, imzalanan anlaşmayla, “Ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruma ve kollama görevi Irak ordusuna ait” ilkesini muhataplara kabul ettirmiş oldu. Amerika Irak’ın başka ülkeler tarafından işgale uğraması veya toprak bütünlüğünün tehdit altına düşmesi durumunda harekete geçecek bir ‘garantör ülke’ konumunda yalnızca…

Başında Mesut Barzani’nin bulunduğu kuzeydeki Kürt Yönetimi’nin, bu anlaşmanın kendilerini Türkiye ile işbirliği arayışına zorladığını anlamaması mümkün değil. Türkiye’nin böyle bir arayışa olumlu cevap vermesi ve işbirliğine yanaşmasının ön şartlarından birinin ne olduğu herhalde belli: PKK’nın kuzeyde barınamaz hale getirilmesi…

Avukatlarına verdiği mesajlardan İmralı sâkininin bu yeni gelişmeyi anladığı belli oluyor. Irak’ın kuzeyindeki Selahaddin kentine kadar gitme zahmetine katlanan DTP’liler bu yalın gerçeği anlayamamışlar, ya da Barzani’nin anlattıklarını yanlış yorumlamışlarsa, kendileri için üzülmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok demektir.

Bilmeleri gereken gerçek şu: Bundan sonrası Kürt kanının da Türk kanının da akmayacağı bir birlikte yaşama azmi üzerinde yoğunlaşma zamanıdır.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” sloganının doğruluğu tartışılabilir, ama “Kürtler’in Türkiye’den başka dostu yok” cümlesi elhak doğrudur.

 

Fehmi Koru

İşte işgalin dünyaya maliyeti

Aralık 17, 2008

Amerikan ordusunun 2001’den bu yana Irak ve Afganistan’daki operasyonlarının maliyetinin 904 milyar dolara ulaştığı bildirildiİşte işgalin dünyaya maliyeti

Amerikan ordusunun 2001’den bu yana Irak ve Afganistan’daki operasyonlarının maliyetinin 904 milyar dolara ulaştığı, bu rakamın 2018’de 1.7 trilyon doları geçeceği bildirildi.

ABD’deki bağımsız Stratejik ve Bütçesel Değerlendirme Merkezi (CSBA)’nın raporuna göre, şu ana kadar Irak için harcanan 684 milyar doların, II. Dünya Savaşı hariç bütün askeri operasyonların maliyetini geçtiği belirtildi. Afganistan’daki savaşın maliyeti olan 184 milyar doların, Vietnam savaşı için yapılan harcamalardan yüzde 50 daha fazla olduğu kaydedildi.

CSBA araştırmacıları, önümüzdeki 10 yıl içinde Amerika’daki vergi mükelleflerinin Irak ve Afganistan için 416 – 817 milyar dolar arasında bir miktar daha ödemek zorunda kalacağını aktardı. Bu dönemde, iki ülkedeki asker sayısının 30 bin ila 75 bin arasında değişmesi bekleniyor. Hükümet Saymanlık Ofisi ise dün yayınladığı raporda, 2001’den 30 Eylül 2008’e kadar Kongre’nin Pentagon’a küresel terör tehdidine karşı 808 milyar dolar sağladığı açıklandı.

ABD’nin 31 bin askeri Afganistan’da, 143 bin askeri ise Irak’ta görev yapıyor.

Türk Büyükelçi’den tokat gibi cevap

Aralık 17, 2008

Moskova Devlet Üniversitesi Asya Afrika Enstitüsü’nün düzenlediği programda Türkiye’yi şikayet eden Türk akademisyenlere Büyükelçiden ders gibi çıkış.Türk Büyükelçi'den tokat gibi cevap

‘Orta Asya ve Kafkasya sorunları üzerine Rus-Türk diyalogu’ konulu konferansta sunum yapan iki akademisyenin Türkiye ve Türk okulları aleyhine konuşmasını, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı cevapsız bırakmadı. Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Erel Tellal ile terör örgütü Ergenekon tutuklusu İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek’in oğlu Mehmet Perinçek, Ankara’yı ABD’nin Rusya’yı kuşatma politikasında yer almakla suçladı.

AK Parti hükümetini bu ideolojiyi Orta Asya’ya taşımaya çalışmakla itham eden akademisyenler, Türk okullarının da İslam ihraç ettiğini ve Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında ilişkilerin gelişmesini engellediğini öne sürdü. Bu iddialara cevap ise Türk Büyükelçi ile Rus akademisyenlerden geldi. Türkiye’nin bölge ile ilişkileri geliştirmesine Rusya’nın karşı olmadığını ifade eden Büyükelçi Akıncı, Türk okullarıyla ilgili iddiaların da gerçek dışı olduğunu vurguladı. Rus akademisyenler ise Türk okullarının bölgenin gelişmesine katkı sağladığını dile getirdi.

Gerilimli konferansta söz alan Tellal, Türkiye’nin Orta Asya politikasının başarısız bulduğunu, bölgede beklenen kardeşlik ve dayanışmanın sağlanamadığını iddia etti. Tellal konuşmasında şöyle devam etti: “Uluslararası toplumda Ankara, bölge ülkelerinden beklediği desteği göremedi. Ticari ilişkiler de yeteri kadar gelişmedi. Neden böyle oldu? Saptama yapmak lazım. Türkiye bölgede ABD ile birlikte hareket etti. Rusya ikinci plana atıldı. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne sloganı bir ABD projesi idi. Türkiye’de hiç kimse böyle hissetmez. Bu söylendi. Değişik nedenler vardı. 90’lı yıllarda bu ABD’nin Türkiye’ye biçtiği roldü. 11 Eylül sonrası ABD Türkiye’ye yeni bir rol biçti. O da ılımlı İslam. Orta Asya’ya yönelik Türkiye’ye biçilen rol. Türkiye’nin parası olmadığı için dış etkenlerden bağımsız politika geliştiremezdi.” Tellal’a göre bölgede bulunan Türk okulları Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında ilişkilerin gelişmesini engelliyor. Ulusalcı söylemleri ile dikkat çeken akademisyene göre Cumhuriyet Türkiye’si Atatürk’ün kemiklerini sızlatırcasına bu okullar aracılığı ile bölgeye İslam ihraç ediyor.

“ABD TÜRKİYE’Yİ RUSYA İLE SAVAŞA SOKACAKTI”

Mehmet Perinçek de öğleden sonra gerçekleşen oturumda Büyükelçi Akıncı’nın yeniden oturuma katılması üzerine, Tellal gibi konuşamadı. Gürcistan savaşı sırasında ABD’nin Türkiye’yi Rusya ile savaşa sokmaya çalıştığını öne süren Perinçek, iddialarına şöyle devam etti: “Bölgede bulunan petrol boru hatlarının bombalandığı iddiaları ortaya atıldı. Türkiye bu bilgilere inanarak az daha savaşa katılıyordu. ABD, Türkiye’den Rize ve Trabzon limanlarını açmasını istedi. Başbakan Recep Tayip Erdoğan aracılığı ile önerilen Kafkas İşbirliği ve İstikrar Platformu da Rusya’yı bölgede durdurmaya yönelik bir girişim.”

RUS AKADEMİSYENLER GÜLEN’E SAHİP ÇIKTI

Tellal’ın sunumunun taraflı ve önyargılı bir konuşma olduğunu ifade eden Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü’nden Emilyanova Nadejda Mihaylovna, yaptığı konuşmasında Avrasya coğrafyasında açılan okulları olumlu bulduğunu, Türk girişimciler tarafından açılan bu kurumların bölgenin gelişmesine katkı sağladığını söyledi. Tellal’ın konferansın hedefinin aksi istikametinde bir konuşma yaptığını kaydeden Asya Afrika Enstitüsü Direktörü Mihail Meyer de fikirleriyle Türk okullarına ilham kaynağı olan Fethullah Gülen’in hoşgörü ve diyalog çalışmalarını desteklediğini söyledi. Bağımsızlıklarını yeni kazanmış cumhuriyetlerde Gülen’in eğitim ve kültür alanında muazzam yardımı olduğunu ifade eden Rus bilim adamı, “Bu söylemleri kabul etmemek lazım. Onlar düşünmeden konuşuyor. Titiz ve dikkatli olmak lazım. 90’lı yılları boş verelim. Bundan sonra ne yapabiliriz? Bunu konuşmalıyız.” eleştirisi getirdi.

AKINCI: “ÖNCE OKULLARI GİDİP GÖRÜN”

Öğleden sonra gerçekleşen oturuma katılarak Türkiye aleyhine konuşan akademisyenlere cevap veren Büyükelçi Akıncı, Türkiye’nin bölge ile ilişkileri geliştirmesine Rusya’nın karşı olmadığını anlattı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından tüm bölgede dine karşı bir talep oluştuğunu kaydeden Akıncı, Türkiye’nin de bölgeye talep edildiği ölçüde yardımcı olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bölgeye yönelik politikalarının başarısız olmadığını savunan Akıncı, önemli tespitlerde bulundu: “Türkiye, Orta Asya ülkelerinin ayakları üzerinde durmalarını istiyor. Dünya ile bütünleşmelerini istiyor. Politik olarak takip ettiğimiz tek konu bu ülkelerin 1936 yılından önce kullandıkları Latin alfabesine geri dönmeleri. Bir de Türk okullarından bahsedildi. Ben bilgimi sizinle paylaşmak istiyorum. Siz de gidip görebilirsiniz. Bu okullarda okuyanların çoğu Hıristiyan. Ben bunların arasında bir tane Müslüman yapılanı görmedim. Siz biliyorsanız söyleyin. Bugün Rusya’da 25 Türkoloji bölümünde 800’den fazla öğrenci Türkçe ile meşgul. Bu Türkiye’nin ekonomik ilişkileri ve dünyadaki ilişkilerinin artması ile ilişkili. Bir dili öğrenmenin ve öğretmenin kime zararı olabilir?”

İŞÇİ PARTİSİ DAHA ÖNCE DE TÜRKİYE’Yİ RUSYA’YA ŞİKÂYET ETMİŞTİ

Avrasyacı ve ulusalcı söylemleri ile dikkat çeken gruplar zaman zaman Moskova’ya gelerek Türkiye aleyhinde çalışmalarda bulunuyor. Nitekim 2007 Aralık ayında Moskova’da ulusalcı ve Avrasyacı bazı uzmanlarla birlikte bir toplantı düzenleyen İşçi Partili Semih Koray, Türkiye ve hükümet aleyhine bir kısım iftiralarda bulunmuştu. Koray 11 Eylül saldırıları, Çeçenistan ve Doğu Türkistan’daki saldırıları düzenleyen teröristlerin Türkiye’de eğitildiğini öne sürmüştü. Türk hükümetini konu ile ilgili uyardıklarını savunan Koray, yönetimin uyarıları dikkate almadığını savunmuştu.

Erdoğan’dan DTP’ye: Bu ülkede Nazizm’i hortlattınız

Aralık 17, 2008

2009 bütçesi, dün Meclis Genel Kurulu’nda müzakereye açıldı. Bütçenin geneli üzerindeki görüşmelere, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın DTP’ye yönelik eleştirileri damgasını vurdu.

Türkiye’nin bölünmesine asla müsaade etmeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, özgürlük ve hak arama yolunun araba yakmaktan ve esnafa zorla kepenk kapattırmaktan geçmediğinin altını çizdi. Erdoğan, bu sırada DTP sıralarından yükselen ‘şoven’ suçlamasına sert çıktı: “Tehditlerle bir yere varamazsınız. Şoven sizsiniz. Siz bu ülkede Nazizm’i hortlattınız.” CHP lideri Deniz Baykal da bütçe konuşmasında hükümeti yolsuzlukla mücadelede yetersiz kalmakla eleştirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli ise 1915 olayları için Ermenilerden özür dileyen aydınları ‘işbirlikçi’likle suçladı. Erdoğan ve Baykal’ın, konuşmalarını tablo ve kupürlerle zenginleştirmesi dikkat çekti.

Muhalefetin bütçeye yönelik eleştirilerine cevap veren Erdoğan, bir süre önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yaptığı ziyarete değindi. Her ile en az üç kez gittiğini belirten Başbakan, ancak bu ülke toprağında Başbakan’ı görmek istemeyenlerin çıktığına işaret etti. Erdoğan, “Oralarda açılış yapmamıza karşı çıkanlar arabaları yaktılar. Bu mu özgürlük, bu mu demokrasi? Özgürlük bu yolla alınmaz. Sandıktan çıkacaksınız.” dedi. Başbakan’ın bu sözlerinden sonra DTP sıraları hareketlendi. DTP’li vekiller oturdukları yerden Başbakan’a laf atma yarışına girdi. Bunun üzerine devreye giren TBMM Başkanı Köksal Toptan, “Sizler niye üstünüze alınıyorsunuz ki?” uyarısını yaptı. Konuşmasına devam eden Erdoğan, Hakkari’de yaptığı konuşmayı tekrar okudu ve ‘ya sev ya terk et’ gibi bir ifade kullanmadığını söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben terör örgütünü kastettim. Sen de onlar gibi düşünüyorsan ben sana ne söyleyeyim. Halka hakaret eden bir parti olsaydık bölgenin birinci partisi biz olmazdık. Tehdit etmek suretiyle oy topluyorsunuz. Gücünüz yetiyorsa parti olarak seçime girin.”

Erdoğan, anamuhalefet lideri Deniz Baykal’a ise yanında getirdiği ve bazıları Deniz Baykal’ın Enerji bakanlığı yaptığı 1977’li ‘yıllara ait gazete manşetlerinin yer aldığı panolarla cevap verdi. Kupürdeki “Akaryakıt darlığı halkı perişan etti” manşetini okuyan Erdoğan, laf atılması üzerine, “Kaça satarsan sat, o mal yoksa ben ne yapayım?” dedi. “Aylardır tüpgaz alamayanlar geceleri de kuyruklarda geçirmeye başladılar”, “Baykal, ‘enerji darlığı sürecek’ diyor” manşetlerini de gösteren Erdoğan, “Ben söylemiyorum, Sayın Baykal diyor, buyurun. Param var, gaz yok. Ben ne yapayım bunu?” diye sordu. Baykal’ın temiz havaya ne kadar hassas olduğunu bildiğini, kendisinin İstanbul’da doğup büyüğünü anlatan Erdoğan, bir panoyu daha göstererek, “Sene 1992, ‘Kaldırın şu pisliği’. Bunu SHP belediyesi kaldıramadı. Kim kaldırdı bu pisliği? Bu fakir orada işbaşına geldi de kaldırdı. Biz kaldırdık.” diye konuştu.

“Rüşvet, SHP’ye böyle aktı” manşetini de gösteren Erdoğan, CHP’li Özyürek ve bazı milletvekillerinin tepki göstermesine, “Demin genel başkanınız burada tabloları gösterirken gayet memnundun da ben gösterirken niye rahatsız oluyorsun? Rahatsız olma.” karşılığını verdi. Telekom’un satışı konusunda Baykal’ın eleştirilerine de değinen Erdoğan, “Bir gerçeği gözden kaçırmayalım. Bir defa Telekom satışı bir rekordur. Bakın o günkü gazetelerin başlıkları…” diyerek yine gazete kupürlerini gösterdi.

Türk: Irkçılığa karşıyız

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, görüşmelerin tamamlanmasından sonra Meclis kulisinde Başbakan’ın sözlerini değerlendirdi. Milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı bir parti olduklarını ileri süren Türk, “Etnik milliyetçiliğin halklar için büyük tehlike olduğuna inanan partiyiz. Biz, tam tersine halkların kardeşliğini savunuyoruz ama halkların kardeşliğinin, bütün yurttaşlara, farklı kimliklere saygı göstererek sağlanacağına inanıyoruz. O saygısızlığı yapan, faşizmi, şovenizmi hortlatan Sayın Başbakan’ın kendisidir.” diye konuştu. Türk, Erdoğan’ın “AK Parti Güneydoğu Anadolu’da birinci parti” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de halkın iradesine saygılı olduklarını söyledi. Ankara, Zaman