Archive for the ‘Kürt İsyanları’ Category

Musul’da yeni oyun

Ekim 13, 2008
BAĞDAT – Irak’ın kuzeyindeki ABD ve Irak ordusunun güvenliği sağlamak için artan operasyonlarına rağmen Kuzey Irak’taki Barzani yönetiminin göz yumduğu aşırıcıların saldırılara maruz kalan 3 bin Hıristiyan’ın Musul’a kaçtığı belirtildi. Ninevah Valisi Muhammed Kaşmula, “Gidenler Hıristiyan köy ve kasabalarında bulunan kilise, manastır veya yakınlarının evlerine sığındı” dedi. “Hıristiyanlar kaçırma olaylarına maruz kalıp, fidye veriyorlardı ancak şimdi ise öldürülme seferberliğine maruz kaldılar” diyen Kaşmula ayrıca, bunun El Kaide’nin Hıristiyanları bölgeden atmak için yeni taktiği olabileceğini ifade etti. Siyasi ve bölgesel liderler ise değişen taktiğin, Hıristiyanları Irak’ın 3. büyük kentinden çıkartma arzusunu yansıttığını belirtti. Hafta başında Keldani Başpiskoposu Louis Sako, Musul’daki Hıristiyan halkına karşı öldürme ve sınırdışı etme seferberliği olarak nitelendirdiği durum konusunda üzgün olduğunu ifade etti. Musul polisi, bu aya kadar farklı saldırılarda ateş açılarak öldürülmüş 7 Hıristiyan’ın cesedinin bulunduğunu söyledi.

Yunanistan’a Gülabi notası hazırlanıyor

Ekim 10, 2008

Türkiye, PKK’nın dış ilişkiler sorumlusu Ahmet Gülabi Dere’ye ikamet belgesi veren Yunanistan’ı sert bir nota ile uyarmaya hazırlanıyor.Dışişleri, Yunanistan’ın Dere’ye oturma izni verdiğinin dünkü Hürriyet’te belgelenmesinden sonra harekete geçti. Ankara, Atina Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a konunun yakından takip edilmesi ve gereken girişimlerin yapılması talimatını verdi. Atina Büyükelçiliği’nin gereken resmi değerlendirmeyi yaptıktan sonra kısa süre içinde Yunanistan’a sert ifadeler içeren bir nota vereceği vurgulandı. Dışişleri Sözcüsü Burak Özügergin de, dünkü basın toplantısında Hürriyet’teki haberin, PKK elebaşlarının bazı AB üyesi ülkelerde ellerini kollarını sallayarak rahatça gezdiklerinin bir örneği olduğunu söyledi. Özügergin, “Uzunca bir süreden beri terörle mücadelede Avrupa’dan daha fazla etkin somut önlem ve işbirliği istiyoruz” dedi.

 

Dere, geçen mayıs ayında Brüksel’de AB-Türkiye Karma Parlamentosu’na da katılmak isteyince, Dışişleri Ali Babacan bu toplantıya katılmaktan vazgeçmişti. Dere’nin salondan çıkarılması sonrası Babacan’ın gelmesiyle toplantı başlamıştı. Babacan, önceki gün de Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yaptığı telefon görüşmesinde, PKK’nın AB üyesi ülkelerdeki faaliyetlerinden yakındı ve birçok somut belge gönderilmesine rağmen, PKK elebaşlarının Türkiye’ye iade edilmemesine de sitem etti.

Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek

Ekim 9, 2008

Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek“Bu kitabı mutlaka okumalısız… Bu konuda çok kitap okudum; hiçbirinde Mustafa Akyol’un kitabı kadar komple, sağlıklı bir dökümle karşılaşmadım.”Mehmet Ali Birand

“Akyol’un kitabında katılmadığınız yargılar olsa bile, karşıt yargıyı da oluşturacak zengin malzemeyi bulabilirsiniz… Kitaplığınıza alın.”Doğan Hızlan

“Çok önemli analizler içeriyor.”Mehmet Metiner

“Akıcı bir üslûp ve bilgi dolu bir eser.”Nazlı Ilıcak

“Mustafa Akyol objektif, önyargısız… Kutluyorum.”Oral Çalışlar

“Sorunun genel bir fotoğrafını çekiyor… öneriyorum.”Mehmet Y. Yılmaz

ÖRNEK BÖLÜM: Kitabın 5. bölümünün tamamını buradan indirip okuyabilirsiniz.*

ONLINE SİPARİŞ: Kitabı, internet satış sitesi Ideefixe‘den hemen satın alabilirsiniz.
KİTAPTAN KONU BAŞLIKLARI:

• Kürtler Osmanlı İmparatorluğu’na kendi rızalarıyla nasıl ve neden katıldılar?

• Sultan II. Abdülhamid neden “Kürtlerin babası” olarak ünlendi?

• “Araplar” Osmanlı’yı gerçekten arkadan vurdu mu?

• Kürtler, I. Dünya Savaşı’nda ve Milli Mücadele’de işgalcilere karşı Türklerle omuz omuza nasıl savaştı?

• Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin kalbini nasıl kazandı? Kürt liderler, neden Sevr Anlaşması’nı protesto etti?

• Hilafet’in kaldırılması Kürt sorununu nasıl etkiledi?

• Musul gerçekten niçin kaybedildi? Şeyh Said isyanında “İngiliz parmağı” var mıydı?

• Tek Parti dönemi Kürtleri neden küstürdü? 30’lu yılların Türk ırkçılığı, Kürt milliyetçiliğini nasıl kışkırttı?

• “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası, Kürtleri Türkçe öğrenmekten nasıl alıkoydu?

• Türk ırkçılığı bugün neden Türkiye için bir tehdit? Türkçüler nasıl bölücülük yapıyor?

• Kürtçülüğün esasları nedir? Ve neden çarpıktır? Bu bağnaz ideoloji, Kürtçüleri nasıl kör ediyor? İsmail Beşikçi, Kemal Burkay ve “federasyoncular” nerede yanılıyor?

• Kürdistan gerçekten bir “sömürge” mi? Güneydoğu kasten “geri bırakıldı” mı?

• Neden bazı Kürt milliyetçileri “İslam’dan kurtulalım, Zerdüşt dinini diriltelim” diyor?

• Katı laiklik anlayışı, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümüne nasıl sekte vuruyor?

• Türkiye bölünebilir mi? Federasyon kurulabilir mi? Neden terörist PKK bile bu formülleri artık savunmuyor? Üniter devlet ve bireysel özgürlüklerden başka bir çözüm yolu var mı?

• “Türklük” yerine “Türkiyelilik” mümkün mü?

• Etnik sorunlar dünyada nasıl çözülüyor? Bunlardan nasıl dersler çıkarabiliriz?

• Irak Kürtleri Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Kuzey Irak bizim için bir tehlike mi, yoksa imkan mı?

Bunların ve daha pek çok sorunun cevabı, Mustafa Akyol’un kaleminden, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek‘te. Türkiye’nin en önemli sosyal ve siyasi problemini her açıdan masaya yatıran bu kitap, sadece dev bir akademik araştırma değil, aynı zamanda Türkçülüğe ve Kürtçülüğe karşı güçlü bir meydan okuma…

Türkler, Kürtler ve Osmanlılar

Ekim 9, 2008

19. yüzyıl Osmanlı'sında geleneksel bir Kürt

Kürt sorunu yeniden Türkiye’nin gündeminde. Başbakan Erdoğan Şemdinli’de halka hitap ederken “Türk ‘Türküm’, Kürt ‘Kürdüm’, Laz ‘lazım’, Boşnak ‘Boşnağım’ diyecek, ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır” dedi. Bu sözlere CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan sert tepki geldi. Tepkiler devam edecek. Edebilir de. Ama bağnazca veya hamasetle değil. Çünkü onyıllar boyunda inkar ettiğimiz Kürt sorununu artık bir şekilde çözmek ve bunun için de mutlaka özgürce tartışmak gerekiyor.

Soru özetle şu: Türkiye’nin Kürt vatandaşları, ülkemiz içinde nasıl konumlandırılacak; bölücülüğe prim vermeyen bir barış ve beraberlik formülü nasıl bulunacak?

Bunun cevabına ışık tutabilecek bir olgu ise, Türklerin ve Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde asırlar boyu kardeşçe ve hatta tek bir “millet” bilinciyle yaşamış olmaları. Bugüne ilham verebilecek çok önemli bir tecrübe bu. Bu konuda geçtiğimiz yıl Aksiyon dergisinde yayınlanmış bir araştırmamı, konunun önemi ve güncelliği nedeniyle, arşivlerden çıkarmakta yarar gördüm.

NOT: Bu araştırma, “Türk Solu” adlı ırkçı/faşist dergide yer alan, “Kürt sorunu yok, Kürt istilası var!” başlıklı, gözü dönmüş bir Kürt düşmanlığı içinde kaleme alınmış ve tümüyle uydurma bilgilere dayalı “makaleye” de bir cevap niteliğindedir.

 

 
KÜRT SORUNU İÇİN OSMANLI TECRÜBESİ

Binlerce yıldır Ortadoğu”da yaşayan bir halk olan Kürtlerin, Türklerle olan ortak tarihini anlamak için 16. yüzyılın başlarına, Yavuz Sultan Selim devrine uzanmak gerekiyor. Osmanlı devletinin sınırlarını doğuya doğru genişleterek Ortadoğu”nun büyük bir bölümüne hakim olan Yavuz Selim”in karşılaştığı en büyük tehlike Safavilerdi. Liderleri Şah İsmail, sürekli olarak Anadolu”daki isyanları körüklüyor ve Osmanlı için askeri bir tehdit oluşturuyordu. 1514 tarihli Çaldıran Savaşı ile Yavuz, Safavi tehlikesini önemli ölçüde püskürttü. O zamana kadar Safavilerden rahatsız olan Sünni Kürt ve Türkmen aşiret beyleri, bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük destek verdi.

Bu, Osmanlı ile Kürt beyleri arasında doğal bir ittifakın oluşması anlamına geliyordu. Ancak Çaldıran savaşı, Güneydoğu Anadolu”nun Osmanlı tarafından fethedilmesi anlamına gelmiyordu. Savaştan sonra da bölge, aralarında herhangi bir birlik olmayan Kürt beylerinin egemenliği altında ve Safavi tehlikesine açık kalmıştı. Savaştan sadece iki yıl sonra bu sorun da halledilecek ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler Osmanlı toprağı haline gelecekti. Bunu sağlayan en önemli aktör ise “İdris-i Bitlisî” adlı Kürt din âlimidir.

Yirmi yıl kadar Akkoyunlu devletinin hizmetinde çalışan İdris-i Bitlisî”nin babası soylu Kürt ailelerinden Mevlânâ Şeyh Hüsameddin El Bitlisî”ydi. İdris, Kürtçe gibi Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Sühreverdi tarikatına bağlıydı. Akkoyunlu Türkmen devletinin başkenti Diyarbakır iken, burada hükümdar Uzun Hasan Beğ”in sarayında şehzadelerin hocası ve katip olarak çalışmıştı. Şah İsmail, Tebriz”i fethederek Akkoyunlu devletini yıkınca İdris de İstanbul”a gelip II. Bayezid”le görüştü. Padişah bu Kürt din âlimine büyük saygı gösterdi ve onu Osmanlı sarayında tarih yazıcılığıyla görevlendirdi. İdris, Osmanlı”nın ilk sekiz padişahının hayatını anlatan Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adlı ünlü eserini burada yazarak Sultan”a sundu.

Sultan Bayezid”in yerine Yavuz Selim tahta geçince, İdris, yeni sultanın Doğu siyasetinin danışmanı oldu. Yavuz”la birlikte Çaldıran seferine katıldı, savaş sonunda Osmanlı egemenliğine geçen Tebriz”de bir süre kalarak Ulu Cami”de halka vaazlar verdi. 1516 yılında, Şah İsmail”in Doğu ve Güneydoğu Anadolu”yu yeniden istila etme hazırlığında olduğu ortaya çıktı. Şah, Çaldıran savaşında öldürülen komutanı Mehmed Han”ın yerine onun kardeşi Karahan”ı tekrar Anadolu”ya gönderdi. Bu komutan Diyarbakır ve çevresini kuşatma altına aldı.
Osmanlı’ya Sığınan Kürt Beyleri

Bu tehlike karşısında, bölgedeki Kürt aşiretlerinin beyleri bir araya gelerek Osmanlı”ya katılma kararı aldı. Bu talebi de “Ariza” adlı bir metinde anlattılar. “Ariza”yı Kürt beylerini temsilen Sultan”a götüren kişi İdris-i Bitlisî”den başkası değildi. İdris, ayrıca, kendisinin Farsça kaleme aldığı İstimaletname”de “Bilad-ı Ekrad” yani “Kürt beldeleri” hakkında bilgiler verdi. Yavuz Sultan Selim, kendisine başvuran Kürtlerin isteğini geri çevirmedi ve bu “bendeleri” Safavi tehdidinden kurtarmaya karar verdi. Yavuz”un emriyle, Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşa, İdris-i Bitlisi”nin manevi desteğiyle 10 bin kişilik bir gönüllü ordusu topladı ve Diyarbakır”ı Safavilerden kurtardı. Safavi kumandanı Karahan, Mardin”e kaçtı. Osmanlı ordusu, Mardin üzerine yürüdü sonuçta bu kenti de aldı.

Bu tarihten itibaren, Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına dahil edildiği gibi, İdris”in Yavuz Selim adına bölgenin Kürt-Türk beyleriyle anlaşması sayesinde Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 mıntıka barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlandı. Bu üstün başarılarından dolayı Yavuz Selim, İdris-i Bitlisî”yi ödüllendirdi. Kendisine bir ferman göndererek Diyarbakır bölgesini ona “temlik” olarak verdi. Ayrıca merkezi Diyarbakır olan ve Yavuz Selim”in 1516 yılında yeni kurduğu “Arab Kazaskerliği” kendisine bahşedildi. Böylece İdris-i Bitlisi Osmanlıların en büyük siyasi rütbelerinden biri olan kazaskerlik rütbesiyle taltif edilmiş oldu.
Uzun Osmanlı Yılları

Bölge Osmanlı”ya bağlandıktan sonra Kürt aşiret ve beyliklerine otonomi tanındı. Kurulan “Diyarbekir Vilayeti” bünyesinde 11 sancak Türk idarecilerine, 8 sancak yerli (Kürt) beylere verildi. Osmanlı”nın idari sisteminde en büyük birim “vilayet” idi. Tek bir Diyarbekir vilayeti tüm Güneydoğu Anadolu”yu içine alıyordu. Vilayetin altında livalar, onun da altında sancaklar vardı. 1520 yılındaki bir Osmanlı belgesinde, “Vilayet-i Diyarbekir” başlığı altında 9 liva, bunların da altında 28 “Ekrad sancağı” (Kürt sancağı) sayılıyordu. 1526 yılına ait bir belgede ise, “Diyarbekir Vilayeti Livaları” başlığı altında önce 10 Osmanlı sancağı, sonra da Vilayet-i Kürdistan başlığı altında “Ekrad sancakları” denilen 17 sancak sayılmıştı.

Belgeleri yorumlayan tarih profesörü Ahmet Akgündüz, Diyarbekir vilayeti içindeki sancakların 35″i geçtiğini; bunların 16″sının tımar düzenine tâbi klasik Osmanlı sancakları olduğunu; kalanların ise “yurtluk-ocaklık” ve “hükümet” diye de tasnif edilen “Kürdistan vilayeti livaları” olduğunu söylüyor. Bunun anlamı, söz konusu Kürt bölgelerinin belirli bir otonomiye sahip olduklarıdır. Bu düzende Kürtler kendi hayatlarını sürdürdü. Bu durum onlara kimliklerini koruma imkanı verdiği gibi, feodal düzenin sürmesini kolaylaştıran bir hukuki düzen de getirmiş oldu.
Türklerle Kürtlerin Kaynaşması

Osmanlı tarihi bakımından belirtilmesi gereken bir diğer olgu da, Kürtler ile Türklerin kaynaşmış olmalarıdır. Kürtlerin tarihi konusundaki en önemli uzmanlardan biri olan David McDowall, The Kurds adlı kitabında bu hususun altını çiziyor: “Kuşku yok ki, geç dönemde, bazı Arap ve Türkmen aşiretleri kültürel anlamda Kürtleştiler. Kürt ve Türkmen kabileleri bir arada yaşadı, bazı durumlarda birbirleri ile karıştı, bazı Türk liderler Kürtleri cezbetti veya bunun tam tersi oldu.” David McDowall”a göre, aynı şekilde çok sayıda Kürt, özellikle Müslüman ordularında profesyonel asker olanlarla, Türk veya Arapların yoğun yaşadığı bölgelere göçen köylüler ve aşiretler, Kürt kimliklerini kaybetti.

Kürtler için Osmanlı ordusunun ilgi çekici olduğunu dile getiren David McDowall, Kürtlerin sabit ordunun süvarileri arasında Türklerin yanında yer aldığını söylüyor. Kürtlerin en önemli katkısının, özellikle merkezden uzaktaki birliklerde olduğunu hatırlatan McDowall, 1630″ların ortalarında İran”a yapılan bir Osmanlı seferinde Hakkari ve Mahmudi Kürtlerinin ana ordunun önünde yer aldığını, Bitlis”ten gelen piyadelerin ise arka birlikleri oluşturduğunu belirtiyor.
Bedirhan Efsanesinin Aslı

Kürtler arasında, 1840″lardan itibaren bazı isyanlar baş gösterdi. Kürt tarihinde önemli bir yere sahip olan Bedirhan ailesine, bu isyanlardaki öncü rolü sebebiyle hâlâ pek çok Kürt milliyetçisi tarafından efsanevi anlam yüklenir. Halbuki, ne Bedirhan ailesinin isyanlarında ne de o dönemdeki diğer Kürt kalkışmalarının herhangi birinde milliyetçi motif yoktu. Bunlar, 1839 yılındaki “Gülhane Hatt-ı Hümayunu” ile başlayan Tanzimat dönemine tepki olarak gelişmiş hareketlerdi. Osmanlı, Tanzimat”la birlikte, daha önce geniş bir otonomi verdiği bölgeleri merkeze sıkı biçimde bağlamaya çalışıyordu. Buna tepki gösteren yerel liderler de ayaklanıyordu. Bunların kimisi Kürt, kimisi de Türkmen”di.

Tanzimat süreci ile Osmanlı idarecileri, merkezi yönetimi güçlendirmek, etkili biçimde vergi toplamak ve kuvvetli ordular kurmak niyetindeydi. O dönemde pek çok eyalette vergi Osmanlı memurları tarafından değil, yerel yöneticiler tarafından toplanıyor, bunlar da topladıkları verginin ancak bir kısmını merkeze aktarıyordu. Merkezin güçlenmesi için etkili bir bürokratik yapının kurulması ve bu yolla eyaletlerin kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu işi en iyi başaran kişi, devleti 1876-1909 yılları arasında yöneten Sultan II. Abdülhamid oldu.
Hamidiye Alayları ve Abdülhamid”in Kürt politikası

Sultan II. AbdülhamidSultan II. Abdülhamid, devletin Müslüman halklarını bir arada tutmaya büyük önem verdi. Doğudaki Ermeniler arasında gelişen fanatik milliyetçi çeteler, Abdülhamid”in bu bölgeye özel bir şekilde eğilmesine vesile oldu. Abdülhamid”in getirdiği çözümün çatısını da “Hamidiye Alayları” oluşturdu. Abdülhamid”in ismine kurulan bu alaylar, Güneydoğu”daki Kürt aşiretlerinden adam devşirilerek bölgeyi Osmanlı devleti adına korumak amacıyla kurulan yarı askeri birliklerdi. Giderek büyüyen Rus tehdidine ve Ermeniler arasındaki milliyetçi örgütlenmeye karşı güvenlik unsuru olan Hamidiye Alayları, aynı zamanda Kürtlerin devlete olan sadakatlerini pekiştirmek gibi bir amaç da taşıyordu.

Aslında alaylar, Sultan Abdülhamid”in Kürtleri devlete daha da ısındırmak ve bağlılıklarını artırmak için yürüttüğü kapsamlı projenin parçasıydı. Projede Kürt önde gelenlerinin çocuklarının İstanbul”da eğitilmesi, bölgeye gönderilen din adamları yoluyla “Osmanlı” bilincinin güçlendirilmesi gibi unsurlar da vardı. İstanbul”da “aşiret mektepleri”nin açılması, bölgedeki medreselere maddi destek verilmesi bu projenin ayaklarını oluşturuyordu. Abdülhamid, ayrıca, yöreye gezici öğretmenler ve vaizler göndererek halkın eğitimine de önem verdi.

Prof. Dr. Ercüment Kuran, Kürt aşiret reislerinin çocuklarının askeri okullarda okutulması ve bunlardan Harbiye mektebinden mezun olanlarının nizamiye ordusuna tayin edilmesinin önemine işaret eder ve hükmünü “Doğu Anadolu halkının devletle bütünleşmesinde Abdülhamid”in hizmeti büyüktür” şeklinde verir. Askeri bir misyonu da yerine getiren alaylar, doğudaki Rus destekli Ermeni çetelerine karşı koyar, gerilla tipi savaş verir.
Kürtlerin Milliyetçiliğe Yüz Çevirişi

Milliyetçilik, modern çağda doğan bir olgu. Modernizm öncesi dönemde, milliyetçilik yoktu. İnsanlar kendilerini şu veya bu milletin bir ferdi olarak değil, bağlı oldukları siyasi otoritenin (çoğunlukla bir kralın, padişahın veya derebeyinin) tebaası ve ait oldukları dini cemaatin bir parçası olarak görüyordu. Osmanlı tarihinde, devletin son birkaç on yılı sayılmaz ise kayda değer bir milliyetçilik bulmak mümkün değil. 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı devletinin tebaası, kendini daha çok dinî temelde tanımlıyordu. Kürtler, kendilerini “Kürt”ten ziyade “Müslüman” olarak görüyordu.

Jön Türk hareketiyle birlikte Kürt entelektüeller tarafından başlatılan milli bilinç oluşturma çabaları geniş Kürt kitleleri üzerinde etkili olmadı. The Kurds adlı kitabın yazarı Derk Kinane”ye göre Kürt ağaları, hanları, şeyhleri bu modern Kürtlerin milliyetçi çabalarından hiç etkilenmedi. Çünkü, onları “dinsiz ve devrimci fikirlerin taşıyıcısı” olarak gördü ve kuşkuyla değerlendirdi. Kuşkuyla bakılanlar arasında elbette Türk milliyetçileri de vardı. 1909 yılında Sultan Abdülhamid”e karşı düzenlenen Jön Türk darbesinden ve bunun ardından iktidarı ele geçiren milliyetçi kadrodan rahatsız oldular. Yine de bu huzursuzluklar isyana dönüşmedi ve Kürtlerin Osmanlı devletine olan sadakati sürdü.

Kürtlerin Osmanlı”ya sadakatinin en çarpıcı göstergesi, 1912″den 1918″ye kadar aralıksız devam eden kanlı savaş yıllarıdır. Trablusgarp, Yemen ve Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı”nda pek çok Kürt, Osmanlı ordusunda görev aldı. David McDowall, düzenli orduda görev yapmaya karşı evrensel bir gönülsüzlük olmasına rağmen binlerce Kürt”ün silah altına girdiğini belirtiyor. Kürtler tüm bu savaşlarda, resmi dili Türkçe olan Osmanlı devleti adına savaşmıştı. Peki bu sadakat nereden geliyordu? McDowall”a göre, en önemli faktör Müslüman kimliğiydi.
Kurtuluş Savaşı”nda Kürtler

Atatürk”ün Kurtuluş Savaşı”nda gösterdiği en büyük başarılarından biri, Anadolu”daki farklı unsurları ortak bir dava için birleştirmesiydi. Bunu da, tıpkı Sultan Abdülhamid gibi, söz konusu unsurların ortak kimliğine vurgu yaparak gerçekleştirdi. Bu kimlik özellikle de Kürtlere hitap ediyordu. Mustafa Kemal Paşa, 1916 yılında Diyarbakır”da 16. Ordu”da görev yapmış, bu sırada pek çok önemli Kürt aşiret lideri ile yakınlık kurmuştu. Nitekim Samsun”a çıktıktan sonra “doğu vilayetleri”nden aldığı sinyallere güvenerek, Kürt vilayetlerindeki bazı önde gelen isimlere, örneğin Cemil Paşazade Kasım Bey”e, Milli Mücadele konusunda bilgilendiren ve yardımlarını talep eden telgraflar gönderdi. Zaten Kürt aşiretleri de, “din ve vatan uğrunda açılacak mücadeleye katılmaya hazır olduklarını” Kazım Karabekir Paşa”ya bildirmişlerdi.

Mustafa Kemal Paşa, telgraflarında kullandığı “anasır-ı İslam” yani “İslam unsurları” kavramına Milli Mücadele boyunca büyük vurgu yaptı. 1 Mayıs 1920 tarihli Meclis konuşmasında, “Meclis-i alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk, yalnız Çerkes, yalnız Kürt, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye”dir, samimi bir mecmuadır” diyerek milletin bu unsurlardan oluştuğunu açıklamıştı. Bu politika Kürtler arasında olumlu etki meydana getirdi.
Sevr’i Protesto Eden Aşiret Liderleri

Anadolu”da bunlar olurken, Avrupa”da ise başka bir gelişme yaşandı. Osmanlı mirası üzerinde paylaşım kavgasının verildiği Sevr Konferansı”na, milliyetçi entelektüellerden oluşan bir grup Kürt temsilci de katıldı. Başlarında Osmanlı ordusunda görev yapmış bir Kürt olan Şerif Paşa vardı. Amaçları Ermenilerle anlaşarak bir “Kürt Devleti” kurmak için Avrupalı devletlerden onay almaktı. Ağustos 1920″de imzalanan Sevr Antlaşması”nın 62. maddesi, “Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yerel otonomi” verilmesini öngörüyordu. 64. madde ise “Kürt halkları”nın “Türkiye”den bağımsızlık elde etmeleri”nin yolunu açıyordu.

Ne var ki “Jön” Kürtler, Avrupalı diplomatlardan aldıkları desteğin bir benzerini güneydoğu Anadolu”da bulamadı. Kürtler arasında bu habere duyulan şiddetli tepki, Paris”e bir seri telgrafın yollanmasına sebep oldu. Bu telgraflarda Kürtlerin Türklerden ayrılmak istemediği, iki halkın soy ve din itibarıyla kardeş olduğu savunuluyordu. Erzincan”dan 10 ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliğine, Şerif Paşa”nın hareketlerini protesto eden bir telgraf yolladı. Benzer telgraflar Ocak 1920″de, Milli Misak”ın kabulünden iki gün önce, Osmanlı Parlamentosu”na da yollandı. Mart 1920″de İslami dayanışmayı vurgulayan ve Kürtlerle Türkleri ayırma çabalarına karşı çıkan bir deklarasyon, 22 Kürt aşiretinin lideri tarafından imzalandı.

Dönemin Vakit gazetesinde Bediüzzaman Said-i Nursi, Ahmet Arif ve Mehmet Sıddık, Kürtler adına yayınladıkları ortak yazıyla, Türklerin ve Kürtlerin birlikte maruz kaldıkları Rus ve Ermeni terörüne atıfta bulunarak, Şerif Paşa”yı şiddetle kınıyorlardı. Kısacası sonradan ulusal hafızamızda “sendrom” olarak yerini alacak olan Sevr Antlaşması”nı protesto edenler arasında Kürtler ön saftaydı. Kürtlerin Milli Mücadele”ye verdiği destek sonuna kadar sürdü. Urfa ve Maraş”ın düşman işgalinden kurtarılmasında önemli roller üstlendiler.

Benzer işbirliği Lozan görüşmeleri sırasında da yaşandı. Lozan”da Avrupalı devletler Kürtlerin “azınlık” olduğunda ısrar edince, İsmet Paşa “Türkler ve Kürtler Türkiye Cumhuriyeti”nin ana unsurlarıdır. Kürtler bir azınlık değil bir millettir; Ankara Hükümeti hem Türklerin hem de Kürtlerin hükümetidir” diyerek karşı çıktı. Meclis”teki Kürt vekiller de İsmet Paşa”ya tam destek verdi. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922″de Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, Sevr”i bir “paçavra” olarak niteledi, Türk-Kürt kardeşliğini vurguladı. Bir sonraki celsede ise, Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır ve Van milletvekillerinin hepsi, Türklerle Kürtlerin tek bir kütle olduğunu belirten ortak bir açıklamaya imza attı.
Kürt Meselesinin Doğuşu

Peki Osmanlı”ya büyük sadakat gösteren, Milli Mücadele”ye canla başla destek veren, Sevr”i protesto edip Lozan”da “Türklerden ayrılmak istemeyiz” diyen Kürtler arasından nasıl oldu da bir “Kürt sorunu” doğdu? Bu sorunun cevabı, bir yönüyle Kürt milliyetçiliği ile ilgili. Osmanlı devletinin son döneminde ortaya çıkan Kürt milliyetçiliği her ne kadar geniş kitleleri etkilemese de varlığını sürdürdü; cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde büyüdü. Atatürk”ün milliyetçilik anlayışı, hiç kimsenin etnik kökenine önem vermeksizin, “Türküm” diyen herkesi eşit vatandaş kabul etme esasına dayalıydı. Ancak uygulama her zaman böyle olmadı. Tek parti döneminde kimi bürokratlar, etnik temelli bir Türk milliyetçiliği geliştirdi.

Kürt sorununun kırılma noktası ise, 1925 baharında patlak veren Şeyh Said isyanı oldu. İsyan, Kürtler arasında çok sınırlı bir destek buldu; Bediüzzaman Said Nursi gibi önde gelen Kürt din adamları isyana karşı çıktı. Ama isyanı bastırmak ve “kökünden halletmek” için başlatılan Takrir-i Sükun döneminde sert yöntemlere başvuruldu. Bu tarihten itibaren 1930″ların sonuna kadar “bölge”de hemen her yıl ayaklanma yaşandı. Türkler ve Kürtler arasındaki birliği sağlayan Müslüman kimliğine yapılan vurgunun azalması sorunun çözümünün en etkin yolunu da ortadan kaldırmış oldu.
Kazım Karabekir”in Alternatif Projesi

Acaba Şeyh Said isyanı sonrasında daha farklı bir “doğu politikası” uygulanabilir miydi? Kurtuluş Savaşı”nın kahramanlarından Kazım Karabekir Paşa, farklı bir politika geliştirmiş ve önermişti. İsmet İnönü hükümetinin “Takrir-i Sükun” politikalarındaki sertliği eleştiren Karabekir, temeli eğitim ve ekonomik entegrasyona dayalı alternatif bir proje sunmuştu. Proje 4 temele dayanıyordu: 12 yaşından küçük çocukları gece yatılı mekteplerine almak; Hamidiye Alayları”nın devamı olan Aşiret Süvari Fırkaları”nı tarımsal müfrezeler haline getirerek bunları tarımsal kalkınma ve yol çalışmalarında üretici hale getirmek; bölgedeki din adamlarını, Kürtçeyi de iyi bilen üniversite mezunu hocalar ve hukukçular ile harmanlamak. Böylece, bölge insanının dini temelden kopmadan modern bir eğitim almasını sağlamak; özellikle Van Gölü havzasından başlamak üzere, bölgedeki diğer aşiret unsurlarını küçük parçalara ayırarak yerel kalkınmada çalıştırmak, bölgedeki Ermeni propagandalarını ve Kürtçülük hareketlerini etkisiz hale getirmek için üst kültürlü, temsil yetenekli, çevresindeki yerli halka sosyal hayatta ve üretimde örnek olacak Türk kanalları açmak.

Karabekir, Kürtlerin dini hassasiyetlerini gözetecek, onları modern eğitimle tanıştırırken bir yandan da üretime teşvik edecek ve böylece ülke geneliyle ekonomik entegrasyonlarını artıracak çözüm öneriyordu. 1926 yılında Meclis tarafından bölgeye gönderilerek durum hakkında rapor hazırlaması istenen Bursa Milletvekili Emin Bey de “sıkı yönetim yerine ılımlı, yumuşak bir politika uygulanması, Sultan II. Abdülhamid”in bölgede uyguladığı politikalara ağırlık verilmesini” öneriyor ve “güvenliği sağlamak için bölgede bulunan silahlı kuvvetlere yapılacak masrafın yarısı kadar bir masrafla bölgeye önemli hizmetler götürülebileceğine” dikkat çekiyordu.

İsmet İnönü hükümetlerinin uyguladığı politikalar ise, “radikal devrimcilik” vizyonuna göre şekillenmişti. Bu vizyonda ekonomiye ve yerleşik kültürel değerlere fazla önem verilmiyor, sorunun Kürtlere Türk kimliğini kabul ettirmek ve tepkileri bastırmakla çözümleneceği umuluyordu. Ancak bu politika ters tepti. Muhafazakar Kürtleri Türk kimliğine kazandırmak, ancak ortak dini ve kültürel değerler ekseninde yürütülecek politikayla mümkün olabilirdi. Bunun aksi bir çizgide oluşturulan Halkevleri, Köy Enstitüleri gibi projeler başarılı olamadı.

Dr. Hüseyin Koca”nın ifadesiyle “halk zaten sınırlı olan eğitim imkanlarından “çocuklarımız gavurlaşacak” diye faydalanmak istemedi.” Oysa, Dr. Koca”ya göre, “Kazım Karabekir Paşa”nın ziraat projesine kulak verilseydi, sosyal bütünleşme sağlanabilecekti.”

Tek parti döneminden sonra gerek Demokrat Parti döneminde, gerekse Anavatan Partisi iktidarında bir takım olumlu adımlar atıldı. Ancak, bu adımlar başarılı olamadı ve sorun günümüze kadar büyüyerek geldi. Şimdi, yeni bir dönemin başında kapsayıcı projelere ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Yanı başında Irak gibi istikrarsız bir yapının olduğu bir dönemde Türkiye”nin, tıpkı Osmanlı zamanında olduğu gibi ülkede yaşayan bütün unsurları ortak manevi değerlere dayalı, kardeşlik duygusuyla kucaklayacak politikaları hayata geçirmesi gerekiyor.

Kürt Sorunu İçin Osmanlı Tecrübesi

Ekim 9, 2008

Binlerce yıldır Ortadoğu”da yaşayan bir halk olan Kürtlerin, Türklerle olan ortak tarihini anlamak için 16. yüzyılın başlarına, Yavuz Sultan Selim devrine uzanmak gerekiyor. Osmanlı devletinin sınırlarını doğuya doğru genişleterek Ortadoğu”nun büyük bir bölümüne hakim olan Yavuz Selim”in karşılaştığı en büyük tehlike Safavilerdi. Liderleri Şah İsmail, sürekli olarak Anadolu”daki isyanları körüklüyor ve Osmanlı için askeri bir tehdit oluşturuyordu. 1514 tarihli Çaldıran Savaşı ile Yavuz, Safavi tehlikesini önemli ölçüde püskürttü. O zamana kadar Safavilerden rahatsız olan Sünni Kürt ve Türkmen aşiret beyleri, bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük destek verdi.  

 Bu, Osmanlı ile Kürt beyleri arasında doğal bir ittifakın oluşması anlamına geliyordu. Ancak Çaldıran savaşı, Güneydoğu Anadolu”nun Osmanlı tarafından fethedilmesi anlamına gelmiyordu. Savaştan sonra da bölge, aralarında herhangi bir birlik olmayan Kürt beylerinin egemenliği altında ve Safavi tehlikesine açık kalmıştı. Savaştan sadece iki yıl sonra bu sorun da halledilecek ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler Osmanlı toprağı haline gelecekti. Bunu sağlayan en önemli aktör ise “İdris-i Bitlisî” adlı Kürt din âlimidir.

 

Yirmi yıl kadar Akkoyunlu devletinin hizmetinde çalışan İdris-i Bitlisî”nin babası soylu Kürt ailelerinden Mevlânâ Şeyh Hüsameddin El Bitlisî”ydi. İdris, Kürtçe gibi Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Sühreverdi tarikatına bağlıydı. Akkoyunlu Türkmen devletinin başkenti Diyarbakır iken, burada hükümdar Uzun Hasan Beğ”in sarayında şehzadelerin hocası ve katip olarak çalışmıştı. Şah İsmail, Tebriz”i fethederek Akkoyunlu devletini yıkınca İdris de İstanbul”a gelip II. Bayezid”le görüştü. Padişah bu Kürt din âlimine büyük saygı gösterdi ve onu Osmanlı sarayında tarih yazıcılığıyla görevlendirdi. İdris, Osmanlı”nın ilk sekiz padişahının hayatını anlatan Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adlı ünlü eserini burada yazarak Sultan”a sundu.

 

Sultan Bayezid”in yerine Yavuz Selim tahta geçince, İdris, yeni sultanın Doğu siyasetinin danışmanı oldu. Yavuz”la birlikte Çaldıran seferine katıldı, savaş sonunda Osmanlı egemenliğine geçen Tebriz”de bir süre kalarak Ulu Cami”de halka vaazlar verdi. 1516 yılında, Şah İsmail”in Doğu ve Güneydoğu Anadolu”yu yeniden istila etme hazırlığında olduğu ortaya çıktı. Şah, Çaldıran savaşında öldürülen komutanı Mehmed Han”ın yerine onun kardeşi Karahan”ı tekrar Anadolu”ya gönderdi. Bu komutan Diyarbakır ve çevresini kuşatma altına aldı.

 

Osmanlı’ya Sığınan Kürt Beyleri

Bu tehlike karşısında, bölgedeki Kürt aşiretlerinin beyleri bir araya gelerek Osmanlı”ya katılma kararı aldı. Bu talebi de “Ariza” adlı bir metinde anlattılar. “Ariza”yı Kürt beylerini temsilen Sultan”a götüren kişi İdris-i Bitlisî”den başkası değildi. İdris, ayrıca, kendisinin Farsça kaleme aldığı İstimaletname”de “Bilad-ı Ekrad” yani “Kürt beldeleri” hakkında bilgiler verdi. Yavuz Sultan Selim, kendisine başvuran Kürtlerin isteğini geri çevirmedi ve bu “bendeleri” Safavi tehdidinden kurtarmaya karar verdi. Yavuz”un emriyle, Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşa, İdris-i Bitlisi”nin manevi desteğiyle 10 bin kişilik bir gönüllü ordusu topladı ve Diyarbakır”ı Safavilerden kurtardı. Safavi kumandanı Karahan, Mardin”e kaçtı. Osmanlı ordusu, Mardin üzerine yürüdü sonuçta bu kenti de aldı.

 

Bu tarihten itibaren, Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına dahil edildiği gibi, İdris”in Yavuz Selim adına bölgenin Kürt-Türk beyleriyle anlaşması sayesinde Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 mıntıka barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlandı. Bu üstün başarılarından dolayı Yavuz Selim, İdris-i Bitlisî”yi ödüllendirdi. Kendisine bir ferman göndererek Diyarbakır bölgesini ona “temlik” olarak verdi. Ayrıca merkezi Diyarbakır olan ve Yavuz Selim”in 1516 yılında yeni kurduğu “Arab Kazaskerliği” kendisine bahşedildi. Böylece İdris-i Bitlisi Osmanlıların en büyük siyasi rütbelerinden biri olan kazaskerlik rütbesiyle taltif edilmiş oldu.

 

Uzun Osmanlı Yılları

Bölge Osmanlı”ya bağlandıktan sonra Kürt aşiret ve beyliklerine otonomi tanındı. Kurulan “Diyarbekir Vilayeti” bünyesinde 11 sancak Türk idarecilerine, 8 sancak yerli (Kürt) beylere verildi. Osmanlı”nın idari sisteminde en büyük birim “vilayet” idi. Tek bir Diyarbekir vilayeti tüm Güneydoğu Anadolu”yu içine alıyordu. Vilayetin altında livalar, onun da altında sancaklar vardı. 1520 yılındaki bir Osmanlı belgesinde, “Vilayet-i Diyarbekir” başlığı altında 9 liva, bunların da altında 28 “Ekrad sancağı” (Kürt sancağı) sayılıyordu. 1526 yılına ait bir belgede ise, “Diyarbekir Vilayeti Livaları” başlığı altında önce 10 Osmanlı sancağı, sonra da Vilayet-i Kürdistan başlığı altında “Ekrad sancakları” denilen 17 sancak sayılmıştı.

 

Belgeleri yorumlayan tarih profesörü Ahmet Akgündüz, Diyarbekir vilayeti içindeki sancakların 35″i geçtiğini; bunların 16″sının tımar düzenine tâbi klasik Osmanlı sancakları olduğunu; kalanların ise “yurtluk-ocaklık” ve “hükümet” diye de tasnif edilen “Kürdistan vilayeti livaları” olduğunu söylüyor. Bunun anlamı, söz konusu Kürt bölgelerinin belirli bir otonomiye sahip olduklarıdır. Bu düzende Kürtler kendi hayatlarını sürdürdü. Bu durum onlara kimliklerini koruma imkanı verdiği gibi, feodal düzenin sürmesini kolaylaştıran bir hukuki düzen de getirmiş oldu.

 

Türklerle Kürtlerin Kaynaşması

Osmanlı tarihi bakımından belirtilmesi gereken bir diğer olgu da, Kürtler ile Türklerin kaynaşmış olmalarıdır. Kürtlerin tarihi konusundaki en önemli uzmanlardan biri olan David McDowall, The Kurds adlı kitabında bu hususun altını çiziyor: “Kuşku yok ki, geç dönemde, bazı Arap ve Türkmen aşiretleri kültürel anlamda Kürtleştiler. Kürt ve Türkmen kabileleri bir arada yaşadı, bazı durumlarda birbirleri ile karıştı, bazı Türk liderler Kürtleri cezbetti veya bunun tam tersi oldu.” David McDowall”a göre, aynı şekilde çok sayıda Kürt, özellikle Müslüman ordularında profesyonel asker olanlarla, Türk veya Arapların yoğun yaşadığı bölgelere göçen köylüler ve aşiretler, Kürt kimliklerini kaybetti.

 

Kürtler için Osmanlı ordusunun ilgi çekici olduğunu dile getiren David McDowall, Kürtlerin sabit ordunun süvarileri arasında Türklerin yanında yer aldığını söylüyor. Kürtlerin en önemli katkısının, özellikle merkezden uzaktaki birliklerde olduğunu hatırlatan McDowall, 1630″ların ortalarında İran”a yapılan bir Osmanlı seferinde Hakkari ve Mahmudi Kürtlerinin ana ordunun önünde yer aldığını, Bitlis”ten gelen piyadelerin ise arka birlikleri oluşturduğunu belirtiyor.

 

Bedirhan Efsanesinin Aslı

Kürtler arasında, 1840″lardan itibaren bazı isyanlar baş gösterdi. Kürt tarihinde önemli bir yere sahip olan Bedirhan ailesine, bu isyanlardaki öncü rolü sebebiyle hâlâ pek çok Kürt milliyetçisi tarafından efsanevi anlam yüklenir. Halbuki, ne Bedirhan ailesinin isyanlarında ne de o dönemdeki diğer Kürt kalkışmalarının herhangi birinde milliyetçi motif yoktu. Bunlar, 1839 yılındaki “Gülhane Hatt-ı Hümayunu” ile başlayan Tanzimat dönemine tepki olarak gelişmiş hareketlerdi. Osmanlı, Tanzimat”la birlikte, daha önce geniş bir otonomi verdiği bölgeleri merkeze sıkı biçimde bağlamaya çalışıyordu. Buna tepki gösteren yerel liderler de ayaklanıyordu. Bunların kimisi Kürt, kimisi de Türkmen”di.

 

Tanzimat süreci ile Osmanlı idarecileri, merkezi yönetimi güçlendirmek, etkili biçimde vergi toplamak ve kuvvetli ordular kurmak niyetindeydi. O dönemde pek çok eyalette vergi Osmanlı memurları tarafından değil, yerel yöneticiler tarafından toplanıyor, bunlar da topladıkları verginin ancak bir kısmını merkeze aktarıyordu. Merkezin güçlenmesi için etkili bir bürokratik yapının kurulması ve bu yolla eyaletlerin kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu işi en iyi başaran kişi, devleti 1876-1909 yılları arasında yöneten Sultan II. Abdülhamid oldu.

 

 

Hamidiye Alayları ve Abdülhamid”in Kürt politikası

Sultan II. Abdülhamid, devletin Müslüman halklarını bir arada tutmaya büyük önem verdi. Doğudaki Ermeniler arasında gelişen fanatik milliyetçi çeteler, Abdülhamid”in bu bölgeye özel bir şekilde eğilmesine vesile oldu. Abdülhamid”in getirdiği çözümün çatısını da “Hamidiye Alayları” oluşturdu. Abdülhamid”in ismine kurulan bu alaylar, Güneydoğu”daki Kürt aşiretlerinden adam devşirilerek bölgeyi Osmanlı devleti adına korumak amacıyla kurulan yarı askeri birliklerdi. Giderek büyüyen Rus tehdidine ve Ermeniler arasındaki milliyetçi örgütlenmeye karşı güvenlik unsuru olan Hamidiye Alayları, aynı zamanda Kürtlerin devlete olan sadakatlerini pekiştirmek gibi bir amaç da taşıyordu.

 

Aslında alaylar, Sultan Abdülhamid”in Kürtleri devlete daha da ısındırmak ve bağlılıklarını artırmak için yürüttüğü kapsamlı projenin parçasıydı. Projede Kürt önde gelenlerinin çocuklarının İstanbul”da eğitilmesi, bölgeye gönderilen din adamları yoluyla “Osmanlı” bilincinin güçlendirilmesi gibi unsurlar da vardı. İstanbul”da “aşiret mektepleri”nin açılması, bölgedeki medreselere maddi destek verilmesi bu projenin ayaklarını oluşturuyordu. Abdülhamid, ayrıca, yöreye gezici öğretmenler ve vaizler göndererek halkın eğitimine de önem verdi.

 

Prof. Dr. Ercüment Kuran, Kürt aşiret reislerinin çocuklarının askeri okullarda okutulması ve bunlardan Harbiye mektebinden mezun olanlarının nizamiye ordusuna tayin edilmesinin önemine işaret eder ve hükmünü “Doğu Anadolu halkının devletle bütünleşmesinde Abdülhamid”in hizmeti büyüktür” şeklinde verir. Askeri bir misyonu da yerine getiren alaylar, doğudaki Rus destekli Ermeni çetelerine karşı koyar, gerilla tipi savaş verir.

 

Kürtlerin Milliyetçiliğe Yüz Çevirişi

Milliyetçilik, modern çağda doğan bir olgu. Modernizm öncesi dönemde, milliyetçilik yoktu. İnsanlar kendilerini şu veya bu milletin bir ferdi olarak değil, bağlı oldukları siyasi otoritenin (çoğunlukla bir kralın, padişahın veya derebeyinin) tebaası ve ait oldukları dini cemaatin bir parçası olarak görüyordu. Osmanlı tarihinde, devletin son birkaç on yılı sayılmaz ise kayda değer bir milliyetçilik bulmak mümkün değil. 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı devletinin tebaası, kendini daha çok dinî temelde tanımlıyordu. Kürtler, kendilerini “Kürt”ten ziyade “Müslüman” olarak görüyordu.

 

Jön Türk hareketiyle birlikte Kürt entelektüeller tarafından başlatılan milli bilinç oluşturma çabaları geniş Kürt kitleleri üzerinde etkili olmadı. The Kurds adlı kitabın yazarı Derk Kinane”ye göre Kürt ağaları, hanları, şeyhleri bu modern Kürtlerin milliyetçi çabalarından hiç etkilenmedi. Çünkü, onları “dinsiz ve devrimci fikirlerin taşıyıcısı” olarak gördü ve kuşkuyla değerlendirdi. Kuşkuyla bakılanlar arasında elbette Türk milliyetçileri de vardı. 1909 yılında Sultan Abdülhamid”e karşı düzenlenen Jön Türk darbesinden ve bunun ardından iktidarı ele geçiren milliyetçi kadrodan rahatsız oldular. Yine de bu huzursuzluklar isyana dönüşmedi ve Kürtlerin Osmanlı devletine olan sadakati sürdü.

 

Kürtlerin Osmanlı”ya sadakatinin en çarpıcı göstergesi, 1912″den 1918″ye kadar aralıksız devam eden kanlı savaş yıllarıdır. Trablusgarp, Yemen ve Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı”nda pek çok Kürt, Osmanlı ordusunda görev aldı. David McDowall, düzenli orduda görev yapmaya karşı evrensel bir gönülsüzlük olmasına rağmen binlerce Kürt”ün silah altına girdiğini belirtiyor. Kürtler tüm bu savaşlarda, resmi dili Türkçe olan Osmanlı devleti adına savaşmıştı. Peki bu sadakat nereden geliyordu? McDowall”a göre, en önemli faktör Müslüman kimliğiydi.

 

 

Kurtuluş Savaşı”nda Kürtler

Atatürk”ün Kurtuluş Savaşı”nda gösterdiği en büyük başarılarından biri, Anadolu”daki farklı unsurları ortak bir dava için birleştirmesiydi. Bunu da, tıpkı Sultan Abdülhamid gibi, söz konusu unsurların ortak kimliğine vurgu yaparak gerçekleştirdi. Bu kimlik özellikle de Kürtlere hitap ediyordu. Mustafa Kemal Paşa, 1916 yılında Diyarbakır”da 16. Ordu”da görev yapmış, bu sırada pek çok önemli Kürt aşiret lideri ile yakınlık kurmuştu. Nitekim Samsun”a çıktıktan sonra “doğu vilayetleri”nden aldığı sinyallere güvenerek, Kürt vilayetlerindeki bazı önde gelen isimlere, örneğin Cemil Paşazade Kasım Bey”e, Milli Mücadele konusunda bilgilendiren ve yardımlarını talep eden telgraflar gönderdi. Zaten Kürt aşiretleri de, “din ve vatan uğrunda açılacak mücadeleye katılmaya hazır olduklarını” Kazım Karabekir Paşa”ya bildirmişlerdi.

 

Mustafa Kemal Paşa, telgraflarında kullandığı “anasır-ı İslam” yani “İslam unsurları” kavramına Milli Mücadele boyunca büyük vurgu yaptı. 1 Mayıs 1920 tarihli Meclis konuşmasında, “Meclis-i alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk, yalnız Çerkes, yalnız Kürt, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye”dir, samimi bir mecmuadır” diyerek milletin bu unsurlardan oluştuğunu açıklamıştı. Bu politika Kürtler arasında olumlu etki meydana getirdi.

 

Sevr’i Protesto Eden Aşiret Liderleri

Anadolu”da bunlar olurken, Avrupa”da ise başka bir gelişme yaşandı. Osmanlı mirası üzerinde paylaşım kavgasının verildiği Sevr Konferansı”na, milliyetçi entelektüellerden oluşan bir grup Kürt temsilci de katıldı. Başlarında Osmanlı ordusunda görev yapmış bir Kürt olan Şerif Paşa vardı. Amaçları Ermenilerle anlaşarak bir “Kürt Devleti” kurmak için Avrupalı devletlerden onay almaktı. Ağustos 1920″de imzalanan Sevr Antlaşması”nın 62. maddesi, “Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yerel otonomi” verilmesini öngörüyordu. 64. madde ise “Kürt halkları”nın “Türkiye”den bağımsızlık elde etmeleri”nin yolunu açıyordu.

 

Ne var ki “Jön” Kürtler, Avrupalı diplomatlardan aldıkları desteğin bir benzerini güneydoğu Anadolu”da bulamadı. Kürtler arasında bu habere duyulan şiddetli tepki, Paris”e bir seri telgrafın yollanmasına sebep oldu. Bu telgraflarda Kürtlerin Türklerden ayrılmak istemediği, iki halkın soy ve din itibarıyla kardeş olduğu savunuluyordu. Erzincan”dan 10 ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliğine, Şerif Paşa”nın hareketlerini protesto eden bir telgraf yolladı. Benzer telgraflar Ocak 1920″de, Milli Misak”ın kabulünden iki gün önce, Osmanlı Parlamentosu”na da yollandı. Mart 1920″de İslami dayanışmayı vurgulayan ve Kürtlerle Türkleri ayırma çabalarına karşı çıkan bir deklarasyon, 22 Kürt aşiretinin lideri tarafından imzalandı.

 

Dönemin Vakit gazetesinde Bediüzzaman Said-i Nursi, Ahmet Arif ve Mehmet Sıddık, Kürtler adına yayınladıkları ortak yazıyla, Türklerin ve Kürtlerin birlikte maruz kaldıkları Rus ve Ermeni terörüne atıfta bulunarak, Şerif Paşa”yı şiddetle kınıyorlardı. Kısacası sonradan ulusal hafızamızda “sendrom” olarak yerini alacak olan Sevr Antlaşması”nı protesto edenler arasında Kürtler ön saftaydı. Kürtlerin Milli Mücadele”ye verdiği destek sonuna kadar sürdü. Urfa ve Maraş”ın düşman işgalinden kurtarılmasında önemli roller üstlendiler.

 

Benzer işbirliği Lozan görüşmeleri sırasında da yaşandı. Lozan”da Avrupalı devletler Kürtlerin “azınlık” olduğunda ısrar edince, İsmet Paşa “Türkler ve Kürtler Türkiye Cumhuriyeti”nin ana unsurlarıdır. Kürtler bir azınlık değil bir millettir; Ankara Hükümeti hem Türklerin hem de Kürtlerin hükümetidir” diyerek karşı çıktı. Meclis”teki Kürt vekiller de İsmet Paşa”ya tam destek verdi. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922″de Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, Sevr”i bir “paçavra” olarak niteledi, Türk-Kürt kardeşliğini vurguladı. Bir sonraki celsede ise, Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır ve Van milletvekillerinin hepsi, Türklerle Kürtlerin tek bir kütle olduğunu belirten ortak bir açıklamaya imza attı.

 

 

Kürt Meselesinin Doğuşu

Peki Osmanlı”ya büyük sadakat gösteren, Milli Mücadele”ye canla başla destek veren, Sevr”i protesto edip Lozan”da “Türklerden ayrılmak istemeyiz” diyen Kürtler arasından nasıl oldu da bir “Kürt sorunu” doğdu? Bu sorunun cevabı, bir yönüyle Kürt milliyetçiliği ile ilgili. Osmanlı devletinin son döneminde ortaya çıkan Kürt milliyetçiliği her ne kadar geniş kitleleri etkilemese de varlığını sürdürdü; cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde büyüdü. Atatürk”ün milliyetçilik anlayışı, hiç kimsenin etnik kökenine önem vermeksizin, “Türküm” diyen herkesi eşit vatandaş kabul etme esasına dayalıydı. Ancak uygulama her zaman böyle olmadı. Tek parti döneminde kimi bürokratlar, etnik temelli bir Türk milliyetçiliği geliştirdi.

 

Kürt sorununun kırılma noktası ise, 1925 baharında patlak veren Şeyh Said isyanı oldu. İsyan, Kürtler arasında çok sınırlı bir destek buldu; Bediüzzaman Said Nursi gibi önde gelen Kürt din adamları isyana karşı çıktı. Ama isyanı bastırmak ve “kökünden halletmek” için başlatılan Takrir-i Sükun döneminde sert yöntemlere başvuruldu. Bu tarihten itibaren 1930″ların sonuna kadar “bölge”de hemen her yıl ayaklanma yaşandı. Türkler ve Kürtler arasındaki birliği sağlayan Müslüman kimliğine yapılan vurgunun azalması sorunun çözümünün en etkin yolunu da ortadan kaldırmış oldu.

 

 

Kazım Karabekir”in Alternatif Projesi

Acaba Şeyh Said isyanı sonrasında daha farklı bir “doğu politikası” uygulanabilir miydi? Kurtuluş Savaşı”nın kahramanlarından Kazım Karabekir Paşa, farklı bir politika geliştirmiş ve önermişti. İsmet İnönü hükümetinin “Takrir-i Sükun” politikalarındaki sertliği eleştiren Karabekir, temeli eğitim ve ekonomik entegrasyona dayalı alternatif bir proje sunmuştu. Proje 4 temele dayanıyordu: 12 yaşından küçük çocukları gece yatılı mekteplerine almak; Hamidiye Alayları”nın devamı olan Aşiret Süvari Fırkaları”nı tarımsal müfrezeler haline getirerek bunları tarımsal kalkınma ve yol çalışmalarında üretici hale getirmek; bölgedeki din adamlarını, Kürtçeyi de iyi bilen üniversite mezunu hocalar ve hukukçular ile harmanlamak. Böylece, bölge insanının dini temelden kopmadan modern bir eğitim almasını sağlamak; özellikle Van Gölü havzasından başlamak üzere, bölgedeki diğer aşiret unsurlarını küçük parçalara ayırarak yerel kalkınmada çalıştırmak, bölgedeki Ermeni propagandalarını ve Kürtçülük hareketlerini etkisiz hale getirmek için üst kültürlü, temsil yetenekli, çevresindeki yerli halka sosyal hayatta ve üretimde örnek olacak Türk kanalları açmak.

 

Karabekir, Kürtlerin dini hassasiyetlerini gözetecek, onları modern eğitimle tanıştırırken bir yandan da üretime teşvik edecek ve böylece ülke geneliyle ekonomik entegrasyonlarını artıracak çözüm öneriyordu. 1926 yılında Meclis tarafından bölgeye gönderilerek durum hakkında rapor hazırlaması istenen Bursa Milletvekili Emin Bey de “sıkı yönetim yerine ılımlı, yumuşak bir politika uygulanması, Sultan II. Abdülhamid”in bölgede uyguladığı politikalara ağırlık verilmesini” öneriyor ve “güvenliği sağlamak için bölgede bulunan silahlı kuvvetlere yapılacak masrafın yarısı kadar bir masrafla bölgeye önemli hizmetler götürülebileceğine” dikkat çekiyordu.

 

İsmet İnönü hükümetlerinin uyguladığı politikalar ise, “radikal devrimcilik” vizyonuna göre şekillenmişti. Bu vizyonda ekonomiye ve yerleşik kültürel değerlere fazla önem verilmiyor, sorunun Kürtlere Türk kimliğini kabul ettirmek ve tepkileri bastırmakla çözümleneceği umuluyordu. Ancak bu politika ters tepti. Muhafazakar Kürtleri Türk kimliğine kazandırmak, ancak ortak dini ve kültürel değerler ekseninde yürütülecek politikayla mümkün olabilirdi. Bunun aksi bir çizgide oluşturulan Halkevleri, Köy Enstitüleri gibi projeler başarılı olamadı.

 

Dr. Hüseyin Koca”nın ifadesiyle “halk zaten sınırlı olan eğitim imkanlarından “çocuklarımız gavurlaşacak” diye faydalanmak istemedi.” Oysa, Dr. Koca”ya göre, “Kazım Karabekir Paşa”nın ziraat projesine kulak verilseydi, sosyal bütünleşme sağlanabilecekti.”

 

 

Tek parti döneminden sonra gerek Demokrat Parti döneminde, gerekse Anavatan Partisi iktidarında bir takım olumlu adımlar atıldı. Ancak, bu adımlar başarılı olamadı ve sorun günümüze kadar büyüyerek geldi. Şimdi, yeni bir dönemin başında kapsayıcı projelere ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Yanı başında Irak gibi istikrarsız bir yapının olduğu bir dönemde Türkiye”nin, tıpkı Osmanlı zamanında olduğu gibi ülkede yaşayan bütün unsurları ortak manevi değerlere dayalı, kardeşlik duygusuyla kucaklayacak politikaları hayata geçirmesi gerekiyor.

 

www.mustafaakyol.org\2005\11\tuerkler_kuertler_ve_osmanllar.php


Unutulan Fotoğraflar – Bölüm-3 Forgotten Photographs – Section-3

Ekim 9, 2008

 

UNUTULAN FOTOĞRAFLAR – BÖLÜM III
FORGOTTEN PHOTOGRAPHS – SECTION
III
 
 
TERÖRLE MÜCADELEDE MEHMETÇİK
MEHMED,TURKISH SOLDIER IN FIGHT AGAINST
TERROR
 
 


1

OPERASYON ÖNCESİ ASKERLERİMİZ SON HAZIRLIKLARINI YAPIYOR VE TALİMATLARI
ALIYORLAROUR SOLDIERS ARE MAKING FINAL PREPARATIONS AND GETTING INSTRUCTIONS BEFORE
OPERATION

 

2

OPERASYON ÖNCESİ SON TALİMATLAR VERİLİYORLAST DIRECTIONS ARE GIVEN BEFORE OPERATION


3

BÖLGENİN GÜVENLİĞİ İÇİN ASKERLERİMİZ GÜNLÜK DENETİMLERİNİ YAPIYOROUR SOLDIERS DO DAILY INSPECTIONS FOR THE SECURITY OF THE REGION


4

İÇ GÜVENLİK HAREKATINDA MEHMETÇİKMEHMETCIK IN INTERNAL SECURITY OPERATIONS


5

İÇ GÜVENLİK HAREKATLARI, ASKERLERİMİZİN BÖLGEYİ DENETLEMELERİOUR SOLDIERS ARE INSPECTING THE REGION DURING THE INTERNAL SECURITY
OPERATIONS


6

İÇ GÜVENLİK OPERASYONLARINDA ASKERLERİMİZİN KENDİLERİNE OLAN GÜVEN VE
CESARETLERİOUR SOLDIERS’ SELF-CONFIDENCE AND COURAGE DURING THE INTERNAL SECURITY
OPERATIONS


7

İÇ GÜVENLİK BÖLGESİNDE, SINIR KARAKOLUNA AİT NÖBET YERİSENTRY BOX OF BORDER GENDARME STATION IN INTERNAL SECURITY REGION


8

SINIR BÖLGELERİMİZDE USULSUZ GEÇİSLERİ VE OLASI ÇATIŞMALARI ÖNLEMEK İÇİN
ASKERLERİMİZ SINIR GÜVENLİĞİMİZİ KORUYORLAROUR SOLDIERS ARE WATCHING OVER THE BORDERS TO OBSTRUCT IMPROPERLY
TRANSITIONS OVER THE BORDERS AND POSSIBLE SKIRMISHES


10

OPERASYONLAR VE BÖLGENİN DENETLEMESİ HAVA ŞARTLARI NASIL OLURSA OLSUN DEVAM
ETMEKTEDİROPERATIONS AND REGION INSPECTIONS ARE CONTINUED WITHOUT BEING AFFECTED FROM
CLIMATIC CONDITIONS


12

YAPILAN OPERASYONLARDA ELE GEÇİRİLEN TERÖRİSTLERE YARDIM EDEN MEHMETÇİKMEHMETCIK HELPING THE TERRORISTS SEIZURED DURING THE OPERATIONS


14

YAPILAN OPERASYONLARDA ELE GEÇİRİLEN BİR TERÖRİSTA TERRORIST CAUGHT DURING THE OPERATIONS DONE


15

YAPILAN OPERASYONLARDA ELE GEÇİRİLEN, TERÖRİSTLERİN KULLANDIĞI SİLAH VE
MÜHİMMATLARTERRORISTS’ WEAPONS AND MUNITIONS CAUGHT DURING THE OPERATIONS DONE


16

MEHMETÇİĞİN KIZKARDEŞİNE BAKIŞIMEHMETCIK’S LOOK AT HIS SISTER


17

SINIR BÖLGESİNDE NÖBET TUTAN MEHMETÇİKMEHMETCIK STANDING GUARD ON BORDER REGION


19

İÇ GÜVENLİK OPERASYONLARINDA BAYAN SUBAYLARIMIZ DA GÖREV ALMIŞLARDIRFEMALE OFFICERS WERE ALSO ON DUTY DURING INTERNAL SECURITY OPERATIONS


20

İÇ GÜVENLİK HAREKATLARINDA HAVADAN DA DENETLEMELER YAPILMAKTADIRAERIAL INSPECTIONS ARE ALSO DONE DURING THE INTERNAL SECURITY OPERATIONS


22

İÇ GÜVENLİK OPERASYONLARINDA MEHMETÇİKMEHMETCIK IN INTERNAL SECURITY OPERATIONS


24

ARAZİ VE İKLİM ŞARTLARI, GÖREVİN KUTSALLIĞINI VE VATANIN BÖLÜNMEZ
BÜTÜNLÜĞÜNÜ ETKİLEYEMEZFIELD AND CLIMATE CONDITIONS CAN’T EFFECT THE DUTY’S SACREDNESS AND
MOTHERLAND’S UNSEPERABLE INTEGRITIY


26

OPERASYONA ÇIKMADAN ÖNCE YAPILAN ANT İÇME TÖRENİOATH CEREMONY BEFORE STARTING AN OPERATION


27

OPERASYONDAN BİR GÖRÜNTÜA VIEW FROM OPERATION


28

HAKKARİ SINIRINDA BİR GÖZETLEME YERİAN OBSERVATION POST AT HAKKARI BORDER REGION


29

MEHMETÇİK KÖY DESTEK FAALİYETLERİNDE KÖYDEKİ OKULLARI ONARIYOR VE OKULLARIN
EKSİKLERİNİ GİDERİYORMEHMETCIK REPAIRS THE SCHOOLS AND COMPLETES THE SHORTAGES OF SCHOOLS DURING
VILLAGE SUPPORT ACTIVITIES


33

KÖY DESTEK FAALİYETLERİNDE KÖYDEKİ ÖĞRENCİLERİN GİYİM İHTİYAÇLARI
KARŞILANIYORTHE GARMENT REQUIREMENTS OF STUDENTS IN THE VILLAGES ARE MET DURING VILLAGE
SUPPORT ACTIVITIES


35

MEHMETÇİK KÖY DESTEK FAALİYETLERİNDE, VETERİNERLİK HİZMETİ VERİYORMEHMETCIK GIVES VETERINARIAN SUPPORT DURING VILLAGE SUPPORT ACTIVITIES


37

KÖY DESTEK FAALİYETLERİNDE SAĞLIK HİZMETLERİ VERİLMEKTEDİRHEALTH SERVICES ARE GIVEN DURING VILLAGE SUPPORT ACTIVITIES


39

KÖY DESTEK FAALİYETLERİNDE TÜM İMKANLAR SEFERBER EDİLMEKTEDİRALL CAPABILITIES ARE PROVIDED DURING VILLAGE SUPPORT ACTIVITIES


41

SAĞLIK TARAMASI YAPILMAKTADIR VE VATANDAŞLARIN SAĞLIK SORUNLARI İLE
İLGİLENİLMEKTEDİRHEALTH TRACKING IS DONE AND CITIZENS’ HEALTH PROBLEMS ARE BEING INSPECTED


42

SUBAYLARIMIZ ÇOCUKLAR VE EĞİTİMLERİ İLE İLGİLENMEKTE VE GEREKEN YARDIMLARI
YAPMAKTADIRLAROUR OFFICERS ARE TAKING AN INTEREST IN CHILDREN AND THEIR EDUCATION AND
SUPPORTING WITH AIDS


44

ÖĞRENCİLERİN OKUL İHTİYAÇLARININ KARŞILANMASISTUDENTS’ SCHOOL REQUIREMENTS ARE SATISFIED


46

NİKAH VE SÜNNET TÖRENLERİ ORGANİZE EDİLMEKTEDİRMARRIAGE AND CIRCUMCISE CEROMONIES ARE ORGANIZED


48

KOMUTANLARIMIZ KÖYLERİ ZİYARET EDEREK VATANDAŞLARA GİYECEK VE KIRTASİYE
YARDIMI YAPMAKTADIRLAROUR COMMANDERS ARE VISITING THE VILLAGES AND GIVING GARMENT AND STATIONERY
ASSISTANCE TO CITIZENS


49

GEZİLER ESNASINDA ÇOCUKLARLA YAKINDAN İLGİLENİLMEKTEDİRCHILDREN ARE PAID ATTENTION DURING JOURNEYS


51

GAZİLERİMİZOUR VETERANS

Unutulan Fotoğraflar – Bölüm-2 Forgotten Photographs – Section-2

Ekim 9, 2008

 

UNUTULAN FOTOĞRAFLAR – BÖLÜM II
FORGOTTEN PHOTOGRAPHS – SECTION II
 
KADEK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DIŞ DESTEKÇİLERİ
FOREIGN SUPPORTERS OF TERRORIST
ORGANIZATION PKK/KADEK
 
 


1-2

TERRÖRİST BAŞI ABDULLAH ÖCALAN İÇİN HAZIRLANMIŞ PASAPORTPASSPORT PREPARED FOR HEAD OF TERRORISTS ABDULLAH OCALAN

 

3

PKK’NIN HALKTAN TOPLADIĞI PARALAR KARŞILIĞINDA VERMİŞ OLDUGU ÜYELİK
MAKBUZLARIMEMBERSHIP RECEIPTS OF PKK GIVEN IN RETURN FOR THE MONEY COLLECTED FROM
PEOPLE


4

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ BAŞINI ZİYARET EDEN MİDİLLİ MİLLET VEKİLİ DİMİTRİOUS
VUNATSOS (PASOK MERKEZİ KOMİTE ÜYESİ)LESBOS PARLIAMENTARIAN DIMITRIOUS VUNATSOS (PASOK CENTRAL COMMITTEE MEMBER)
VISITING HEAD OF PKK


5

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ BAŞINI ZİYARET EDEN YUNANİSTAN PARLAMENTO ÜYELERİGREEK PARLIAMENTARIANS VISITING THE HEAD OF PKK TERRORIST ORGANIZATION


6

YUNANLI GENARAL DİMİTRİS MATAFİAS’İN BEKA VADİSİNDEKİ PKK TERÖR ÖRGÜTÜ
KAMPINDAKİ GÖRÜNTÜSÜGREEK GENERAL DIMITRIS MATAFIAS IN THE CAMP OF PKK TERRORIST ORGANIZATION IN
BEKAA VALLEY


7

SÖZDE KÜRT HALKINA EKONOMİK DESTEK AMACIYLA “ETNİKE TRAPEZA” BANKASINDA
KARAVAN DESTEĞİ ADI ALTINDA AÇILAN HESAP NUMARASI: 159/48 02-03-99THE BANK ACCOUNT USED FOR SO-CALLED ECONOMICAL SUPPORT TO KURDISH PEOPLE AT
BANK “ETNİKE TRAPEZA” NAMED AS CARAVAN SUPPORT, ACCOUNT NUMBER 159/48
02-03-99


8

PKK MİLİTANLARINA HER TÜRLÜ DESTEĞİ SAĞLAMAKLA BİRLİKTE ASKERİ EĞİTİM DE
VEREN YUNAN AMİRALİ ANDONİS NAKSAKİSGREEK ADMIRAL ANDONIS NAKSAKIS WHO PROVIDE THE PKK MILITANTS EVERY KIND OF
SUPPORT AND ALSO GIVES MILITARY EDUCATION TO THEM


10

YUNAN PARLAMENTOSU BAŞKAN YARDIMCISI PANAYOTİS SGURİDES, YUNANİSTAN’IN
MAKEDONYA ÜZERİNDEKİ EMELİNİ SİMGELEYEN BAYRAĞI TERÖRİST A. ÖCALAN’A
VERİRKEN (01.07.1995 MİLLİYET)PANAYOTIS SGURIDES, VICE PRESIDENT OF GREEK PARLIAMENT, IS GIVING A FLAG
THAT SHOWS THE HISTORICAL DESIRES OF GREECE ON MACEDONIA TO TERRORIST A.
OCALAN (01.07.1995 MILLIYET)


11

A.ÖCALAN’IN KENDİSİ GİBİ SURİYE’YLE İŞBİRLİĞİ YAPAN C. TALABANİ İLE KURDUĞU
İĞRENÇ İTTİFAKIN FOTOĞRAFI (AKŞAM, 31.08.1995)PHOTOGRAPH OF DISGUSTING ALLIANCE BETWEEN A. OCALAN AND C. TALABANI WHO
COOPERATES WITH SYRIA LIKE OCALAN (AKSAM, 31.08.1995)


12

SURİYE, 1980’Lİ YILLARDA BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN ÜÇÜNCÜ ÜLKELERLE
İLİŞKİLERİNİ, ŞAM’DAKİ BÜYÜK ELÇİLİKLER VASITASIYLA SAGLIYORDU. BUGÜN İSE
TÜM OLANAKLARINI YUNANLI VE RUM POLİTİKACI VE GAZETECİLER İÇİN KULLANIYOR. (HEMATA
27.06.1995)IN 1980s, SYRIA OBTAINED THE RELATIONS BETWEEN THE TERRORIST ORGANIZATION
PKK AND THE THIRD NATIONS THROUGH THEEM BASSIES IN DAMASCUS. NOWADAYS THEY
USE ALL THEIR CAPABILITIES FOR GREEKS, GREEK POLITICIANS AND JOURNALISTS. (HEMATA
27.06.1995)


13

AMERİKA ADALET BAKANLIĞI, UYUŞTURUCU İLE SAVAŞ İDARESİ’NİN HAZİRAN 1995
TARİHLİ, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’YI “NARCO-TERRORIST” OLARAK İSİMLENDİRDİĞİ
RAPOR. (YENİ YÜZYIL, 29.06.1995)REPORT THAT NAMES PKK AS “NARCO-TERRORIST” PREPARED BY DRUG ENFORCEMENT
ADMINISTRATION OF U.S. DEPARTMENT OF JUSTICE IN JUNE 1995. (YENI YUZYIL,
29.06.1995)


14

SURİYE’NİN BÖLÜCÜ MARKSİST-LENİNİST TERÖR ÖRGÜTÜNE SAĞLADIĞI DESTEĞİN ASKERİ
BOYUTLARINI GÖSTEREN ARAPÇA BİR YAYIN. MÜSLÜMAN YAYIN ORGANI EL NAZİR’İN 42.
SAYISINDAYER ALAN HABERDE, 4 SURİYELİ AJANIN SAMANDAĞI’NDAN TÜRKİYE’YE
SIZDIKLARI VE YANLARINDA MAYIN, DİNAMİT VE BÜYÜK MİKTARDA SURİYE LİRASI
TAŞIDIKLARI YAZMAKTADIR.AN ARABIC PUBLICATION THAT SHOWS MILITARY SUPPORT OF SYRIA TO
MARXIST-LENINIST SEPARATIST TERRORIST ORGANIZATION. 42th ISSUE OF MUSLIM
PUBLICATION EL-NAZIR REPORTS, 4 SYRIAN AGENTS LEAKED OUT THROUGH SAMANDAGI
AND CARRIED MINES, DYNAMITES AND A LOT OF SYRIAN LIRAS WITHIN THEM.

Unutulan Fotoğraflar – Bölüm-1 Forgotten Photographs – Section-1

Ekim 9, 2008

 

UNUTULAN FOTOĞRAFLAR – BÖLÜM I
FORGOTTEN PHOTOGRAPHS – SECTION I
 
KADEK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAPTIĞI KATLİAMLAR
MASSACRES COMMITTED TERRORIST
ORGANIZATION PKK/KADEK


22.01.1987

HAKKARİ, ULUDERE, ORTABAĞ KÖYÜHAKKARI, ULUDERE, ORTABAG VILLAGE

 

24.01.1987

MARDİN, MİDYAT, BAYBURT KÖYLERİ, EFELER MEZRASI, 3 ERKEK, 1 KADIN, 7 ÇOCUKVILLAGES OF MARDIN, MIDYAT, BAYBURT, EFELER HAMLET, 3 MEN, 1 WOMAN, 7
CHILDRED


07.03.1987

MARDİN, NUSAYBİN, AÇIKYOL KÖYÜ, 6 ÇOCUK, 2 KADINMARDIN, NUSAYBIN, ACIKYOL VILLAGE, 6 CHILDREN, 2 WOMEN


20.06.1987

MARDİN, ÖMERLİ, PINARCIK KÖYÜ, 17 ÇOCUK, 6 KADIN, 7 ERKEKMARDIN OMERLI, PINARCIK VILLAGE, 17 CHILDREN, 6 WOMEN, 7 MEN


09.07.1987

DİYARBAKIR, HANİ KIRIM KÖYÜDIYARBAKIR, HANI KIRIM VILLAGE


22.07.1987

HAKKARİ, ULUDERE, TAŞDELEN KÖYÜHAKKARI, ULUDERE, TASDELEN VILLAGE


08.09.1987

SİİRT, PERVARİ, SIĞIRKAYA KÖYÜSIIRT, PERVARI, SIGIRKAYA VILLAGE


21.09.1987

ŞIRNAK, GÜNEYCE KÖYÜ, ZOVİYABERMİ MEZRASISIRNAK, GUNEYCE VILLAGE, ZOVIYABERMI HAMLET


21.09.1987

ŞIRNAK, GÖRME KÖYÜ, GURUBİLEN MEZRASI, 4 ÇOCUK, 5 KADIN, 2 ERKEKSIRNAK, GORME VILLAGE, GURUBILEN HAMLET, 4 CHILDREN, 5 WOMEN, 2 MEN


12.10.1987

ŞIRNAK, REZZUK MEZRASISIRNAK, REZZUK HAMLET


28.03.1988

SİİRT, ERUH, FINDIKBUCAĞI, YAĞIZOYMAK KÖYÜSIIRT, ERUH, FINDIKBUCAGI, YAGIZOYMAK VILLAGE


09.05.1988

ŞIRNAK, DERELER KÖYÜ, TARAKLI MEZRASI, 4 KADIN, 8 ERKEKSIRNAK, DERELER VILLAGE, TARAKLI HAMLET, 4 WOMEN, 8 MEN


10.05.1988

MARDİN, NUSAYBİN, BAHMİNİ MEZRASI, 6 ÇOCUK, 2 KADIN, 7 ERKEKMARDIN, NUSAYBIN, BAHMINI HAMLET, 6 CHILDREN, 2 WOMEN, 7 MEN


05.11.1988

MARDİN, DARGEÇİT, YAZIÖREN KÖYÜ, 3 ÖĞRETMENMARDİN, DARGECIT, YAZIOREN VILLAGE, 3 TEACHERS


25.01.1989

ŞIRNAK, KÖMÜR OCAKLARI BASKINISIRNAK, RAID TO COAL MINES


01.05.1989

SİİRT, FINDIKYOLU, 4 ASKER, 1 ERKEKSIIRT, FINDIKYOLU, 4 SOLDIERS, 1 MAN


11.08.1989

ŞIRNAK, CİZRE, HİSAR KÖYÜ, 2 ÇOCUK, 1 KADIN, 1 ERKEKSIRNAK, CIZRE, HISAR VILLAGE, 2 CHILDREN, 1 WOMAN, 1 MAN


14.08.1989

ŞIRNAK, ERUH, DEMİREMEK KÖYÜ, BENEKEMER MEVKİİ, KARAYOLLARINA AİT ARAÇLARIN
YAKILMASISIRNAK, ERUH, DEMIREMEK VILLAGE, BENEKEMER LOCATION, VEHICLES OF GENERAL
DIRECTORATE OF HIGHWAYS WERE BURNT


21.08.1989

BİNGÖL, AKTAŞ KÖYÜBINGOL, AKTAS VILLAGE


06.09.1989

ŞIRNAK, ERUH, MİLAN MEZRASI, ÖĞRETMENSIRNAK, ERUH, MILAN HAMLET, TEACHER


10.09.1989

MARDİN, CİZRE, HİSAR VE ÇAĞLAYAN KÖYLERİMARDIN, CIZRE, HISAR AND CAGLAYAN VILLAGES


02.11.1989

SİİRT, PERVARİSIIRT, PERVARI


09.11.1989

DİYARBAKIR, LİCE, DURU KÖYÜ, GOMABEKAN MEZRASIDIYARBAKIR, LICE, DURU VILLAGE, GOMABEKAN HAMLET


15.11.1989

MARDİN, MİDYAT, KILAVUZ KÖYÜ, 1 KADIN, 1 ERKEKMARDIN, MIDYAT, KILAVUZ VILLAGE, 1 WOMAN, 1 MAN


24.11.1989

HAKKARİ, YÜKSEKOVA, İKİYAKA KÖYÜ, 3 ERKEK, 6 KADIN, 13 ÇOCUKHAKKARI, YUKSEKOVA, IKIYAKA VILLAGE, 3 MEN, 6 WOMEN, 13 CHILDREN


09.01.1990

SİİRT, ERUH DÜĞÜNYURDU KÖYÜSIIRT, ERUH DUGUNYURDU VILLAGE


26.02.1990

MARDİN, SİLOPİ, DEREBAŞI KÖYÜMARDIN, SILOPI, DEREBASI VILLAGE


10.04.1990

SİİRT, PERVARİ TOSUNTARLA VE KÖPRÜÇAY KÖYLERİ ÖRTÜLÜ MEZRASISIIRT, PERVARI TOSUNTARLA AND KOPRUCAY VILLAGES ORTULU HAMLET


03.05.1990

DİYARBAKIR, KULP, YAYLACIK KÖYÜ, KALESOR MEZRASIDIYARBAKIR, KULP, YAYLACIK VILLAGE, KALESOR HAMLET


10.06.1990

ŞIRNAK, GÜÇLÜKONAK, ÇEVRİMLİ KÖYÜ, 11 ÇOCUK, 7 KADIN, 9 ERKEKSIRNAK, GUCLUKONAK, CEVRIMLI VILLAGE, 11 CHILDREN, 7 WOMEN, 9 MEN


29.07.1990

ŞIRNAK, ERUH, GÜLBURNU KÖYÜSIRNAK, ERUH, GULBURNU VILLAGE


10.08.1990

MUŞ, MERKEZ, YANGIN BUCAĞI, ULUKAYA KÖYÜ, 2 ERKEKMUS, CENTER, YANGIN SUBDISTRICT, ULUKAYA VILLAGE, 2 MEN


17.09.1990

KARS, KAĞIZMAN, BÖCÜKLÜ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, BOCUKLU VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


10.10.1990

YUKARI DAMLAPINAR KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASI, 1 ÖGRETMEN ÖLDÜRÜLDÜYUKARI DAMLAPINAR VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT, 1 TEACHER WAS MURDERED


08.01.1991

KAHRAMANMARAŞ, PAZARCIK, KIZKAPANLI, OTOBUS YAKMAKAHRAMANMARAS, PAZARCIK, KIZ KAPANLI, BUS WAS BURNT


15.02.1991

KAHRAMANMARAŞ, PAZARCIK, SALLIUŞAĞI KÖYÜ, DEMİRYOLUNDA TAHRİP, 1 VATANDAŞ
ÖLDÜRÜLDÜKAHRAMANMARAS, PAZARCIK, SALLIUSAGI VILLAGE, RAILWAY WAS DESTROYED, A
CITIZEN WAS MURDERED


04.03.1991

ŞIRNAK, İDİL, PTT ARACINA SALDIRISIRNAK, IDIL, ATTACK TO PTT (POST, TELEPHONE, TELEGRAPH)’S VEHICLE


16.04.1991

MUŞ, HASKÖY, SAZLIKBAŞI KÖYÜ, TREN TAHRİBİMUS, HASKOY, SAZLIKBASI VILLAGE, TRAIN WAS DESTROYED


27.04.1991

KARS, DİGOR, BAŞKÖY, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, DIGOR, BASKOY, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


25.12.1991

İSTANBUL, BAKIRKÖY, ÇETİNKAYA MAĞAZASI, 6 ÇOCUK, 6 KADINISTANBUL, BAKIRKOY, CETINKAYA STORE, 6 CHILDREN, 6 WOMEN


19.03.1992

ŞIRNAK, CİZRE MERKEZ, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’YA YARDIM ETMEYİ REDDETTİGİ
İÇİN BU ÖRGÜTÜN VAHŞETİNE KURBAN EDİLEN BİR VATANDAŞSIRNAK, CIZRE CENTER, A CITIZEN WHO REFUSED TO HELP SEPERATIST TERRORIST
ORGANIZATION PKK, WAS SACRIFICED TO SAVAGENESS OF THE ORGANIZATION


22.06,1992

BATMAN, GERÇUŞ, ŞEKİ KÖYÜ, 7 ÇOCUK, 1 KADIN, 2 ERKEKBATMAN, GERCUS, SEKI VILLAGE, 7 CHILDREN, 1 WOMAN, 2 MEN


28.06.1992

BİTLİS, MUTKİ, BASKINBITLIS, MUTKI, RAID


05.10.1992

KAHRAMANMARAŞ, PAZARCIK, HARMANCIK KÖYÜ, 6 VATANDAŞ ÖLDÜRÜLDÜKAHRAMANMARAS, PAZARCIK, HARMANCIK VILLAGE, 6 CITIZENS WERE MURDERED


05.10.1992

KAHRAMANMARAŞ, PAZARCIK, KARABIYIKLI, ARAÇ YAKMAKAHRAMANMARAS, PAZARCIK, KARABIYIKLI, A VEHICLE WAS BURNT


09.11.1992

GAZETECİ YAŞAR ALTAY’IN ÖLDÜRÜLMESİJOURNALIST YASAR ALTAY WAS MURDERED


09.11.1992

DİYARBAKIR, HANİ 4 ERKEK, 5 KADIN, 4 ÇOCUKDIYARBAKIR, HANI 4 MEN, 5 WOMEN, 4 CHILDREN


24.05.1993

BİNGÖL, ELAZIĞ KARAYOLUBINGOL, ELAZIG HIGHWAY


09.06.1993

IĞDIR, YÜZBAŞILAR KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIIGDIR, YUZBASILAR VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


09.06.1993

IĞDIR, KAZANCI KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIIGDIR, KAZANCI VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


26.06.1993

MARDİN, YEŞİLLİ, KOYUNLU KÖYÜ, 1 ÇOCUK, 4 KADIN,3 ERKEK

MARDIN, YESILLI, KOYUNLU VILLAGE, 1 CHILD, 4 WOMEN, 3 MEN


29.06.1993

MARDİN, YALIM KÖYÜ, HAMZABEY MEZRASI 4 ÇOCUK, 2 KADINMARDIN, YALIM VILLAGE, HAMZABEY HAMLET 4 CHILDREN, 2 WOMEN


05.07.1993

ERZINCAN, KEMALİYE, BAŞBAĞLAR, ARAÇ YAKMAERZINCAN, KEMALIYE, BASBAGLAR, A VEHICLE WAS BURNT


05.07.1993

ERZİNCAN, KEMALİYE, BAŞBAĞLAR KÖYÜ, 5 KADIN, 27 ERKEKERZINCAN, KEMALIYE, BASBAGLAR VILLAGE, 5 WOMEN, 27 MEN


13.07.1993

KARS, DİGOR, GÜLHAYRAN KÖYÜ, VATANDAŞA AİT MİNİBÜSÜN YAKILMASIKARS, DIGOR, GULHAYRAN VILLAGE, A CITIZEN’S MINIBUS WAS BURNT


18.07.1993

VAN, BAHÇESARAY, SÜNDÜZ YAYLASI, 14 ÇOCUK, 8 KADIN, 4 ERKEKVAN, BAHCESARAY, SUNDUZ PLATEAU, 14 CHILDREN, 8 WOMEN, 4 MEN


23.07.1993

AĞRI, ÇATALLIPAŞA KÖYÜ, KÖY YAKMAAGRI, CATALLIPASA VILLAGE, VILLAGE WAS BURNT


25.07.1993

ŞANLIURFA, KARAKOYUN MEZRASI, VATANDAŞA AİT TRAKTÖRÜN YAKILMASISANLIURFA, KARAKOYUN HAMLET, A CITIZEN’S TRACTOR WAS BURNT


25.07.1993

IĞDIR, TUZLUCA, KARACAÖREN KÖYÜ, KARAKOL BASKINIIGDIR, TUZLUCA, KARACAOREN VILLAGE, RAID TO GENDARME STATION


20.08.1993

ŞANLIURFA, SURUÇ, YOĞURTÇU KÖYÜSANLIURFA, SURUC, YOGURTCU VILLAGE


24.08.1993

BATMAN, GERCÜŞ, AYRANLI MEVKİİBATMAN, GERCUS, AYRANLI LOCALITY


01.09.1993

AĞRI, ELEŞKİRT, AŞAĞI KOPUZ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIAGRI, ELESKIRT, ASAGI KOPUZ VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


04.09.1993

DİYARBAKIR, EĞİL, VARANTEPE MEVKİİDIYARBAKIR, EGIL, VARANTEPE LOCALITY


07.09.1993

IĞDIR, EVCİ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIIGDIR, EVCI VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


11.09.1993

IĞDIR, ÇAKIRTAŞ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIIGDIR, CAKIRTAS VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


25.09.1993

HAKKARİ, MERKEZ, POLİS OTOSUNA SALDIRIHAKKARI, CENTER, ATTACK TO POLICE VEHICLE


29.09.1993

BATMAN, KOZLUK, BEŞKONAK KÖYÜ, SERİKAN MEZRASI, 2 ÇOCUK, 4 KADIN, 1 ERKEKBATMAN, KOZLUK, BESKONAK VILLAGE, SERIKAN HAMLET, 2 CHILDREN, 4 WOMEN, 1 MAN


30.09.1993

DİYARBAKIR, BİSMİL 1 ERKEKDIYARBAKIR, BISMIL 1 MAN


02.10.1993

KAHRAMANMARAŞ, ELBİSTAN, SEVDİLLİ KÖYÜ, OFALAR MEZRASI, OTOBUS TARAMA, 1
VATANDAŞ ÖLDÜRÜLDÜ, 9 VATANDAŞ YARALANDIKAHRAMANMARAS, ELBISTAN, SEVDILLI VILLAGE, OFALAR HAMLET, A BUS WAS SWEEPED,
A CITIZEN WAS MURDERED, 9 CITIZENS WERE WOUNDED


04.10.1993

SİİRT, ŞİRVAN, DALTEPE KÖYÜ, 10 ÇOCUK, 7 KADIN, 16 ERKEKSIIRT, SIRVAN, DALTEPE VILLAGE, 10 CHILDREN, 7 WOMEN, 16 MEN


07.10.1993

TUNCELİ, PERTEK, PINARLAR KÖYÜ, 4 ÖĞRETMENİN ÖLDÜRÜLMESİTUNCELI, PERTEK, PINARLAR VILLAGE, 4 TEACHERS WERE MURDERED


07.10.1993

ERZİNCAN, MERKEZ, TEPECİK KÖYÜ, KAÇIRILARAK ÖLDÜRÜLEN 1 VATANDAŞERZINCAN, CENTER, TEPECIK VILLAGE, A CITIZEN WAS KIDNAPPED AND MURDERED


16.10.1993

KARS, KAĞIZMAN, KEŞİŞKURAN KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, KESISKURAN VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


16.10.1993

KARS, KAĞIZMAN, KURUYAYLAK KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, KURUYAYLAK VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


18.10.1993

KARS, KAĞIZMAN, GÜNİNDİ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, GUNINDI VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


18.10.1993

KARS, KAĞIZMAN, AKÇAKALE KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, AKCAKALE VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


18.10.1993

KARS, KAĞIZMAN, AKYAYLA KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, AKYAYLA VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


19.10.1993

ŞANLIURFA, SURUÇ, YAĞIŞLI KÖYÜ, YOLCU OTOBÜSÜNÜN YAKILMASISANLIURFA, SURUC, YAGISLI VILLAGE, PASSANGER BUS WAS BURNT


19.10.1993

KARS,KAĞIZMAN, KARAKALE KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, KARAKALE VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


22.10.1993

SİİRT, BAYKAN, GÜLBULAK KÖYÜ, DERİNCE MEZRASI, 1 ERKEK, 8 KADIN, 13 ÇOCUKSIIRT, BAYKAN, GULBULAK VILLAGE, DERINCE HAMLET, 1 MAN, 8 WOMEN, 13 CHILDREN


25.10.1993

ERZURUM, ÇAT, YAVİ BELDESİ, 40 ERKEKERZURUM, CAT, YAVI TOWN, 40 MEN


25.10.1993

BİNGÖL, ÇOBANTAŞI, SOĞUKÇESME MEZRASI, 3 ARAÇ YAKMA, 1 VATANDAŞIN
ÖLDÜRÜLMESİBINGOL, COBANTASI, SOGUKCESME HAMLET, 3 VEHICLES WERE BURNT, A CITIZEN WAS
MURDERED


31.10.1993

DİYARBAKIR, EĞİL, KALKAN KÖYÜ, VARANTEPE MEVKİİ, BELEDİYEYE AİT ARACIN
YAKILMASIDIYARBAKIR, EGIL, KALKAN VILLAGE, VARANTEPE LOCALITY, VEHICLE OF
MUNICIPALITY WAS BURNT


06.11.1993

ŞIRNAK, MERKEZ, YATILI İLKÖĞRETİM BÖLGE OKULU,TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DÖŞEDİĞİ MAYINA BASMA SONUCU 2 ÇOCUK HAYATINI KAYBETTİ

SIRNAK, CENTER, BOARDING PRIMARY SCHOOL OF THE REGION, 2 CHILDREN LOST THEIR
LIVES BY PRESSING ON MINES LAID BY TERRORIST ORGANIZATION


10.11.1993

ERZURUM, HINIS, OVAKÖZLÜ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIERZURUM, HINIS, OVAKOZLU VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


01.12.1993

DİYARBAKIR, ERGANİ, KÖMÜRTAŞ KÖYÜ, ATAMANLAR ŞANTİYESİNİN TAHRİBİDIYARBAKIR, ERGANI, KOMURTAS VILLAGE, ATAMANLAR WORK SITE WAS DESTROYED


17.12.1993

IĞDIR, HAKVEYİŞ KÖYÜ, SAĞLIK OCAĞININ YAKILMASIIGDIR, HAKVEYIS VILLAGE, VILLAGE CLINIC WAS BURNT


27.12.1993

KAHRAMANMARAŞ, EKİNÖZÜ, ÇİFTLİKKÖY, DOKUZDOLAMBAÇ, MİNİBUSLERE ROKETATARLI
SALDIRIKAHRAMANMARAS, EKINOZU, CIFTLIKKOY, DOKUZDOLAMBAC, ATTACK WITH BAZOOKAS TO
MINIBUSES


28.12.1993

MARDİN, DARGEÇİT, KILAVUZ KÖYÜ, KARAKOL BASKINIMARDIN, DARGECIT, KILAVUZ VILLAGE, RAID TO GENDARME STATION


21.01.1994

MARDİN, SAVUR, ORMANCIK VE AKYÜREK KÖYLERİ, 10 ÇOCUK, 6 KADIN, 4 ERKEKMARDIN, SAVUR, ORMANCIK AND AKYUREK VILLAGES, 10 CHILDREN, 6 WOMEN, 4 MEN


13.02.1994

İSTANBUL TUZLA TREN İSTASYONU’NDA BOMBALAMA, 5 YEDEK SUBAY ÖĞRENCİNİN
ÖLDÜRÜLMESİBOMBING TO TUZLA TRAIN STATION, ISTANBUL, 5 RESERVE OFFICER STUDENTS WERE
MURDERED


16.02.1994

KARS, KAĞIZMAN, AŞAĞI KARAGÜNEY KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, ASAGI KARAGUNEY VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


24.02.1994

ŞIRNAK, ULUDERE YOLUNDA TERÖR ÖRGÜTÜNCE DÖŞENEN MAYININ PATLAMASI SONUCU 3
VATANDAŞ YAŞAMINI YİTİRDİ3 CITIZENS LOST THEIR LIVES BECAUSE OF THE EXPLOSION OF THE MINE LAID BY THE
TERRORIST ORGANIZATION IN SIRNAK, ULUDERE ROAD


08.03.1994

MARDİN, MAZIDAĞI, KEBAPÇI KÖYÜ, DURAKLI YOL AYRIMI, BELEDİYE OTOBÜSÜNÜN
YAKILMASIMARDIN, MAZIDAG, KEBAPCI VILLAGE, DURAKLI ROAD FORK, BUS OF MUNICIPALITY WAS
BURNT


15.05.1994

ERZİNCAN, TERCAN, EDEBUK KÖYÜ, 2 ÇOCUK, 4 KADIN, 3 ERKEKERZINCAN, TERCAN, EDEBUK VILLAGE, 2 CHILDREN, 4 WOMEN, 3 MEN


05.07.1994

ERZİNCAN, KEMAH, MAKSUTUŞAĞI, KÖY HİZMETLERİ ARAÇLARININ YAKILMASIERZINCAN, KEMAH, MAKSUTUSAGI, VEHICLES OF RURAL SERVICES WERE BURNT


21.07.1994

AĞRI, ELEŞKİRT, YAYLADÜZÜ KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIAGRI, ELESKIRT, YAYLADUZU VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


10.08.1994

VAN, ÇATAK, BAHÇESARAYVAN, CATAK, BAHCESARAY


16.08.1994

VAN,GEVAŞ, YEMİŞLİK KÖYÜ, KÖY HİZMETLERİ ARAÇLARININ YAKILMASIVAN, GEVAS, YEMISLIK VILLAGE, VEHICLES OF RURAL SERVICES WERE BURNT


27.08.1994

IĞDIR, TAŞBURUN, PETROL OFİSİ’NE AİT TANKERİN YAKILMASIIGDIR, TASBURUN, TANKER OF PETROLEUM OFFICE WAS BURNT


01.09.1994

IĞDIR, TUZLUCA, ŞİŞDAĞI VE KIZILCA, ZİYARETDAĞI ARASI, PTT ARACININ
YAKILMASIIGDIR, TUZLUCA, BETWEEN SISDAGI AND KIZILCA, ZIYARETDAGI PTT (POST,
TELEPHONE, TELEGRAPH)’S VEHICLE WAS BURNT


11.09.1994

TUNCELİ, MAZGİRT, DARIKENT BELDESİ, 6 ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLDÜTUNCELI, MAZGIRT, DARIKENT TOWN, 6 TEACHERS WERE MURDERED


12.09.1994

IĞDIR, TUZLUCA, KARACAÖREN KÖYÜ, PTT DAĞITIM ŞEBEKESİNİN YAKILMASIIGDIR, TUZLUCA, KARACAOREN VILLAGE, PTT (POST,TELEPHONE, TELEGRAPH)’S
DISTRIBUTOR NETWORK WAS DESTROYED


20.09.1994

KARS, KAĞIZMAN, AKÖREN KÖYÜ, SAĞLIK OCAĞININ YAKILMASIKARS, KAGIZMAN, AKOREN VILLAGE, VILLAGE CLINIC WAS BURNT


17.10.1994

ELAZIĞ, KARAKOÇAN, HAMZALI KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIELAZIG, KARAKOCAN, HAMZALI VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


17.10.1994

ELAZIĞ, KARAKOÇAN, OKÇULAR KÖYÜ (SELÇUK), APTALAN MEZRASI, İLKOKULUN
YAKILMASIELAZIG, KARAKOCAN, OKCULAR VILLAGE (SELCUK), APTALAN HAMLET, PRIMARY SCHOOL
WAS BURNT


17.10.1994

ELAZIĞ, KARAKOÇAN, KULUNDERE KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIELAZIG, KARAKOCAN, KULUNDERE VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


22.10.1994

SİİRT, MERKEZ, ÇÖLKÖY, 2 ÇOCUK, 3 KADIN, 5 ERKEKSIIRT, CENTER, COLKOY, 2 CHILDREN, 3 WOMEN, 5 MEN


26.10.1994

ELAZIĞ, KARAKOÇAN, KIZILCA KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASIELAZIG, KARAKOCAN, KIZILCA VILLAGE, PRIMARY SCHOOL WAS BURNT


29.10.1994

BİNGÖL, GENÇ, YAYLAK KÖYÜ, SAĞLIK OCAĞININ YAKILMASIBINGOL, GENC, YAYLAK VILLAGE, VILLAGE CLINIC WAS BURNT


05.11.1994

MARDİN, SAVUR, PINARDERE KÖYÜ, 4 ÖĞRETMENİN ÖLDÜRÜLMESİMARDIN, SAVUR, PINARDERE VILLAGE, 4 TEACHERS WERE MURDERED


08.11.1994

ŞANLIURFA, VİRANŞEHİR, PINARLAR KÖYÜ, MAYINLAMA SONUCU BİR MİNİBUSÜN TAHRİBİSANLIURFA, VIRANSEHIR, PINARLAR VILLAGE, DESTRUCTION OF A MINIBUS BECAUSE OF
MINING


17.11.1994

DİYARBAKIR, EĞİL, ÇÖLKÖY, 1 KADIN, 5 ERKEKDIYARBAKIR, EGIL, COLKOY, 1 WOMAN, 5 MEN


01.01.1995

DİYARBAKIR, KULP, HAMZALI KÖYÜ, 19 VATANDAŞ ÖLDÜRÜLDÜDIYARBAKIR, KULP, HAMZALI VILLAGE, 19 CITIZENS WERE MURDERED


24.07.1995

VAN, GÜRPINAR, ATABİNEN KÖYÜ, 3 ERKEK, 6 KADIN, 3 ÇOCUKVAN, GURPINAR, ATABINEN VILLAGE, 3 MEN, 6 WOMEN, 3 CHILDREN


24.04.1996

KAHRAMANMARAŞ, EKİNÖZÜ KÖYÜ, KARATAŞ MEZRASI, 3 ÖGRETMENİN ÖLDÜRÜLMESİKAHRAMANMARAS, EKINOZU VILLAGE, KARATAS HAMLET, 3 TEACHERS WERE MURDERED


23.06.1996

DİYARBAKIR OTOYOLU, ALTINDAĞ RESTORAN, 3 ERKEK, 3 KADIN, 2 ÇOCUKDIYARBAKIR HIGHWAY, ALTINDAG RESTAURANT, 3 MEN, 3 WOMEN, 2 CHILDREN


14.03.1999

İSTANBUL, GÖZTEPE, MAVİ ÇARŞI’YA MOLOTOF KOKTEYLİ SALDIRIATTACK WITH MOLOTOV COCKTAILS TO MAVI BAZAAR, GOZTEPE, ISTANBUL

Doğu Perinçek

Ekim 9, 2008

TESCİLLİ VATAN HAİNİ PERİNÇEK

 

Bekaa Vadisi’ndeki PKK kampı, 1991… Vatan haini Doğu Perinçek, Apo köpeği ile beraber kürt eşkiya sürüsünü teftiş ederek Mehmetçiklerimize kurşun sıkan
kanlı elleri sıkıyor… (O dönemde kürtçülüğün ve PKK’nın en büyük destekçilerinden biriydi, bu sebepten ötürü cezaevine girmişti.)

Aşağıdaki sözler İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e aittir: “Kürt sorununa çözüm demokratik, federal, emekçi cumhuriyetidir. Türk milliyetçisi ve piyasacı düzen partileri Kürt illerinde iflas etti… Kürt milleti kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer isterlerse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönül birliği gerçekleştirmektedir. Kürt illerinde referandum yapılmalıdır. Referandumda ayrılığı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir…” (Doğu Perinçek, 2000’e Doğru Dergisi, 15 Eylül 1991) 30 bin insanın katili bölücü terörist Abdullah Öcalan’ın DGM savcıları tarafından İmralı Cezaevi’nde alınan ifadelerindeki şu sözleri, Perinçek’in kimliğini en iyi şekilde gözler önüne seriyor: “Doğu Perinçek’in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Doğu Perinçek bana ‘siz bu şekilde muvaffak olamazsınız, benim siyasi yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur’ şeklinde telkinlerde bulunuyordu.” Vatan haini Perinçek, 1991 seçimleri öncesinde çeşitli yerlerde ve televizyonda yaptığı bu gibi konuşmalarda, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda” suçu işlediği için Ankara 1 No’lu DGM’de hapis cezasına çarptırılmıştı. Daha sonra doğu ve güneydoğu illerindeki İşçi Partisi teşkilat binalarına PKK bayrağı ve Abdullah Öcalan’ın resmini astırmaktan hüküm giyerek bir kez daha hapis yattı…

Kürt İsyanları

Ekim 9, 2008

Öncelikle dış güçlerin ilelebed maşası olan Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Dönemlerindeki isyanlarının bir listesini inceleyiniz.

# 1806, Baban Aşireti, Abdurrahman Paşa İsyanı
# 1833-1837, Mir Muhammed (Soran) İsyanı
# 1838 1. Han Mahmud İsyanı
# 1842 – 1847 2. Han Mahmud İsyanı (son döneminde Bedirhan Beyle ittifaken)
# 1843-1847 Bedir Han İsyanı
# 1855, Yazhan Şer İsyanı
# 1878-1881, Şeyh Ubeydullah Nehri İsyanı
# 1919-22, Simko (Ismail Ağa) İsyanı
# 11 Mayıs 1919, Ali Batı İsyanı
# 21 Mayıs 1919, Mahmut Berzenci İsyanı
# 6 Mart 1921, Koçgiri İsyanı
# 4 Eylül 1924, Beytüşşebab İsyanı
# 13 Şubat 1925, Şeyh Said İsyanı
# 10 Haziran 1925, Nehri İsyanı
# 7 Ağustos 1925, Reşkotan-Raman İsyanı
# Kasım 1925, 1. Sason İsyanı
# 16 Mayıs 1926, 1. Ağrı İsyanı
# 21 Ocak 1926, Hazro İsyanı
# 7 Ekim 1926, Koçuşağı İsyanı
# 26 Mayıs 1927, Mutki İsyanı
# 13 Eylül 1927, 2. Ağrı İsyanı
# 7 Ekim 1927, Bıcar İsyanı
# 6 Temmuz 1929, İt Resul İsyanı
# 20 Eylül 1929, Tendürek İsyanı
# 26 Mayıs 1930, Savur İsyanı
# 20 Haziran 1930, Zilan İsyanı
# 21 Temmuz 1930, Oramar İsyanı
# 7 Eylül 1930, 3. Ağrı İsyanı
# 24 Ekim 1930, Pülümür İsyanı
# Eylül 1930, 2. Mahmut Berzenci İsyanı
# Kasım 1931, Şeyh Ahmed Barzani İsyanı
# Ocak 1937, 2. Sason İsyanı
# 21 Mart 1937, Dersim İsyanı

ve 25 küsur senedir devam eden bölücü terör örgütü Pkk’nın faaliyeletini de bu listeye eklemek gerekir.

 BAŞBUĞ ATATÜRK’ün TANRIDAĞI’na varmasından sonraki siyasi süreçte birbirlerinin kopyası olan aciz siyasal iktidarlar, Kürt yayılmacılığına ve Terörünün yayılmasını önlemek şöyle dursun, olayı 3-5 eşkıya diyip Türk Milleti’ni uyutmaya, tepkisini önlemeye çalıştılar. Bunun için çeşitli yöntemler denendi.

 Özellikle 12 Eylül sonrasında yapılan propagandalar, çıkartılan yayınlar sürekli Kürtlerinde Türk boyu olduğunu, Türklerle kürtlerin  aynı soydan geldiklerini vurguladı. Hiç şüphesiz Türk Toplumu Devletine ve Yasalarına bağlı bir Millet olduğu için bu propagandalardan etkilendi. Fakat bu propagandayı sadece devletin kurumları değil, siyasal partilerde hatta Türk Milliyetçisi, Türkçü, Turancı olduğunu iddia eden Mhp bile sürdürdü. İster istemez toplumumuzda bu söylem geniş bir taban buldu. Hatta Mhp’li bir milletvekili ve bakan, Malazgirt Savaşı’nı kürtlerin sayesinde kazandığımız yalanını Televizyonlardan canlı yayınlarda Türk Milleti’ne söyleyecek kadar iğrençleştiler.  Bu ayıp onlara bir ömür boyu yeter, ancak yüzleri dahi kızarmadan hala aynı yalanları söylemektedirler.

 Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcına dönersek Kürtlerin İngilizler, Fransızlar ile işgalcilerin işbirlikçileri  tarafından BAŞBUĞ ATATÜRK’e ve Türk Milleti’ne karşı paramiliter güç(aynı şekilde İngilizler ve Padişah Vahdettin Bolu-Düzce yöresindeki Çerkezleri de isyan ettirmişlerdir) olarak kullanmışlardır.

-  BAŞBUĞ ATATÜRK ve Silah arkadaşları Sivas kongresine giderken Kürtler, Erzincan-Sivas arasındaki Sansa Boğazında yolunu kesemek istedilersede başaramamışlardır.

- İşgalcilerin uşağı olan Vahdeddin’in Görevlendirdiği Ali Galip Kürt aşiretlerini toplayarak Sivas Kongresini basmak istemişse de, başarılı olamayarak kaçmıştır.

- Batı Cephesinde Yunan kuvvetleri ilerlerken, eş zamanlı olarak Sivas’ın doğusu ve Erzincan’ın batısı arasındaki bölgedeki Kürtlerin Koçgiri Kürt aşireti isyan  etmiş. İsyan birkaç ay boyunca sürmüştür. Ancak Kahraman Türk Ordusu, Giresunlu Topal Osman Ağa’nın birlikleri ve yöredeki Türkler kenetlenerek Kürt isyancıları yenilgiye uğratmışlardır. İsyanın başlangıcında Kürtler, TBMM’ye telgraf çekerek Wilson Prensipleri’nin ve Sevr Antlaşması’nın kabul edilerek Kürtlere bağımsızlık verilmesini istemişlerdir. Lakin hainler emellerine ulaşamayarak bozguna uğramışlardır.     

 Sonuç olarak Kürtlerin büyük çoğunluğu Kurtuluş Savaşı’nda İşgalcilerle işbirliği yapmışlar, tarafsız kalan küçük bir bölümüde Cumhuriyet döneminde isyan etmişlerdir. Dolayısıyla KURTULUŞ SAVAŞI SADECE TÜRK MİLLETİ’nin kazandığı bir zaferdir. TÜRKün savaş kazanmak için bir avuç soysuzun iddia ettiği gibi Kürde ya da diğer unsurlara ihtiyacı yoktur. Utanmadan bu etnik özürlüleri Zaferlerimize Tarihimze ortak etmek isteyen Sahte Milliyetçiler ve ATATÜRK Düşmanı Hain yobazların, yalanları artık tutmuyor.

 TANRI’DAN, YÜCE TÜRK IRKINA gelecekte de girişeceğimiz SAVAŞLARDAN MUZAFFER çıkmasını dilerim.

 TÜRK IRKI SAĞOLSUN


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.